“Mimarlar odasına açık mektup”   
25 YILLIK OLMAM ÖDÜLLENDİRİLECEKMİŞ !..
7 Ekim 2000

Cici talebe olsaydım şu anda 31 yıllık bir ödüle hak kazanacaktım. Plaketin boyu büyür müydü bilmiyorum ama,  bu fırsatı kaçırdığım için hiç de üzgün değilim... Fakat  eğitim dahil mimarlığa ilişkin 36 senenin omuzlarıma yükledikleri, şu sözleri yazmaya beni mecbur ediyor.. Bilmem kulak verir misiniz ?

Ağırlığınca altın yarışmasından önce, yediğiniz son porsiyonun bile sizi biraz daha zengin etme ihtimali,  insanların ağzını sulandırıyor ve o yarışmalarda şişman olmak daima avantajlı oluyor.. Sadece kilolarınız ile bir fazla altın kazanabiliyorsunuz.. Ne kadar adaletli, ne kadar düşünceli, ne kadar bilimsel değil mi ?...

Bence, sadece yılları kıstas alan ; 25, 30 ya da 40 yıllık plaketlerin de hiçbir farkı yok..  Bu bir çile midir ki “Bunca yıl dayandın, bravo !. Al sana teselli mükafatı !” diyoruz ?.. Ya da  bu bir askerlik oyunu mudur ki  “Şu kadar yıl hizmetin var artık albay oldun” diyebiliyoruz ?.. Yoksa  “Ülkem koşullarında bu yaşa gelebilmek mucizedir, bu da mucizenin hediye kuponudur” mu demek istiyor birileri ?..

Hiçbir ömrün içinin boş olduğuna inanmıyorum. Yani “hak edilmeyen bir plaket niye veriliyor ?” demiyorum.  Ama nostaljik duygular canlandırmaktan başka hiçbir işlevi olmayacak bu “zaman doldurma ödülü”nün içinin boş olduğunu söylüyorum..

Canınız ödül mü vermek istiyor ?. İçeriği olmak kaydı ile, üçüncü yılını, beşinci yılını dolduran gence verin. Araştırmasını, eylemini destekleyin.. Onun bilgiye ve teşvike ihtiyacı var.. Anlarım !.  Örneğin ; ilk çizdiği projenin anısına, mesleki sorumluluğunu anımsatan sözler içeren bir plaket  mutlaka işe yarayacaktır.  Ama bu yaşa gelmiş bizlere duvar ya da masa süsü olarak parlak metal şeyler vermekten vazgeçin artık..

25 inci makalemin ödüllendirilmesi beni çok mutlu ederdi. Ya da  herhangi bir mesleki etkinliğimin, yedi sağırlar birbirini ağırlar anlayışı dışında, demokratik ve tarafsız bir değerlendirilme ile ödüllendirilmesinden  gurur duyarım.. Ama “şu kadar yıl ayak altında dolaştın” plaketini pek anlamlı bulmadığımı söylemeliyim.

Yukarıdaki satırlardan, kişisel bir ödül beklediğimi sakın çıkarmayın. Beni asıl mutlu edecek olan, bu işe atılmış en genç meslektaşımızın, örneğin;  bilimsel içerikli “ilk yazısının veya araştırmasının” ödüllendirildiğini  ya da
“ilk, mimariye katkı içeren uygulamasına” mimarlar odasının plaket çaktığını görmek olacaktır..

Yaşlandıkça “makbul bir şarap” olacağı sanılan, hala iyi bir şarap mı yoksa çoktan sirke mi olduğu sorgulanmayan kardeşlerimizi ve büyüklerimizi, “gel bakalım, sana plaket verelim” tantanası ile tatlı rüyalarından uyandırmanın alemi yoktur !.

Vurduğu yirmi beşinci geyiğin anısına avcılar kulübünden verilen “iyi halt ettin ödülü” benzeri, “hayatta kalarak öldürdüğün günlerin
anısına !” plaket veriyoruz sana der gibi yaklaşıma duvarımda hiç yer olmadı inanın !.

Ne hocalar gördüm ;  torunu dünyaya geldiğinde insanlığını anımsayıp ilk defa gülebilen.. Ve de ne  hoca adayları ; öğrencinin sorunlarını kendisinin dışında sanan, asık suratı, karizmanın ilk şartı zanneden !.. Ya da  yüzüne yapışmış sahte bir gülücüğün ardında, yetiştirdiği öğrencinin notunu kıskanan, kalmayı normal, tam not almayı günah sayan, sevgi yoksunu, bilgi yoksunu, fikir hamalı hocalar !..

Öğrencisine gülmeyi, vatandaşına insanca muamele etmeyi bilemeyen, temel kazmaktan çok, adam boyu kuyu kazmayı seven ve de mimar geçinenleri hiçbir plaketin aklayamayacağını bilmek gerekir.

Siz yapabiliyorsanız, bunların arasında ne mutlu ki hala var olan “büyük yürekleri”, yanlışlarla savaşı cesaretle sürdürebilen erdemli kişileri bulmaya çalışın ve onları öne çıkarın ki birilerine örnek olsun.. İnsanları yaş sırasına sokmadan, bağımsızlığınızın gücünü hatırlayıp bunları yapabilirseniz, işte o zaman ülkem bir adım öne çıkar.. Yoksa sadece, son yılların kazandıran mesleği plaketçiliğin prim yapmasına katkıda bulunmuş olursunuz..

Bu cesareti şimdilik bulamayabilirsiniz. Önemi yok.. Bu yaşa kadar; biriktirdiğimiz eylem, bilgi, üretim varsa onlar bizi zaten avutur üzülmeyin.. Biriken bir şey yoksa mı ?... O, sizin sorumluluğunuzda değil. Hesaplaşmayı en iyi kendisiyle yapar insanlar merak etmeyin..

“Ben her şeye karşıyım” diyen olmak hiç hoş değil, biliyorum. Ama siz de,  “adettendir” diye sürdürülen böyle garip alışkanlıklardan vazgeçin.  Anlamlı ve etkin eylemlere ağırlık verin ki,  üyelerinizi benim gibi “aykırı kişi” damgası yemekten koruyasınız !. Bakın ben, o zaman size bir ödül düşünebilirim !..

Yine de hatırladığınız için teşekkürler.. Fakat, inanmadığım bir şeyi yapmamı ya da kabul etmemi beklemeyeceğinize  eminim. !..

Y.Mim. Çelik ERENGEZGİN                           

Not :

Yıl 2006..
Mimarlar Odasında bir eğitim komisyonu toplantısı, saat: 20.00…

Çay getiren emektar teyzemiz elime kırmızı bir kutu tutuşturdu.. “Bu nedir ?” dedim. “Bilmem, aç da bak” dedi.. Geçen yıl bana verilmek üzere hazırlanıp, sanırım tepkimi düşünüp verilmeyen, 30. yıl plaketi çıktı içinden..
Birden “aklımda” deyip masaya bırakmak geçti içimden. Teyzenin hatırına, yine de alıp eve getirdim.. Hani fikrim değişmiş değil.. Tepkinin dozu kaçmasın dedim galiba.. Yaşlanıyor muyuz ne ?..