KONUT SEKTÖRÜNDE "MARKALAŞMA"
 EĞİLİMİ
19 Kasım 2000

Kaybolan bir güvenin, güvenilir "markaların" ardında aranmaya başlaması, sanırım konu başlığını ortaya çıkaran neden oldu. "Diğerlerine benzemem, ben iyiyim. Hatta en iyisiyim!" garantisini sunan firmaların tek yapabileceği, "sahiden iyi becerdiklerini kanıtlamak mıdır?". İlk sorumuz bu olsun!

"Başını sokacak ev" deyimi, konut sektörünü pompalayan talebin; özet bir açıklamasıdır adeta. Bu deyiş; barınma eyleminin bir taraftan çok gerekli
olduğunu vurgularken, biraz da "olsun da nasıl olursa olsun!" kabullenişini çağrıştırmaktadır. Bu yüzden halkımız, "evim olsun yeter ki!" diyerek, her koşula, her kaliteye ve her malzemeye razı olmuştur. Bu; çaresizliğin ve bilgisizliğin rızasıdır. Şikayetçi olduğumuz; "sektörün yüz karaları", işte bu kendisini köşeye sıkışmış kabul eden bilinçsiz kullanıcının, çaresiz kabulünün ürünleridir.

Kendisine kurtarıcı gözü ile bakılan çoğu müteahhit, bu teslimiyeti maalesef istismar etmiş ve memleketimin bugünkü manzarası ortaya çıkmıştır. Peki mimarlar!, mühendisler! diyeceksiniz. Onlar seyirci midir? Evet bu "seyirci" sözü, durumu açıklıyor gibi. Pek farkımız olduğu söylenemez. Biraz da, "sen oynamasan da olur, yeter ki bir imza ver" teklifine kolayca kanan teknik elemanların, yani bizlerin, seyirci olmaya razı olmamız, bu görünen manzaranın altyapısını oluşturmuştur. Yüz tane, yüzünü görmediği projeye TUS imzası atan teknik sorumludan, bilgisayardan çıkan her sayfayı hesap, birbirine paralel demir çizgileriyle dolu her paftayı proje sanan mühendisine, belediyenin "beş metre önden, üç metre yandan çek!" kuralından başka mesleki kaygı taşımayan mimarına kadar hepimizin bu temelde harcı var. Bazı müteahhit kardeşlerimiz de
bu aymazlıktan ve vatandaşın her şarta razı saflığından aldıkları "cahil cesareti" ile belediyeler ve bakanlıklarla güzel bir alışveriş ortamı yaratmışlar, böylece piyasada denetimsiz, kaygısız at koşturma imkanı bulmuşlardır.

Deprem sonrası sarsılarak uyandığımızda kimleri suçladık? Önce müteahhitleri, sonra teknik elemanları ve biraz da ruhsat verenleri. Bu sıralamaya; konut politikasının temel kurallarını koyması ve uygulaması gereken bakanlıklar ve de siyasilerimiz; en sonundan ve "azıcık ucundan" girebildi. Talep sahibi ve gözüne mendil bağlanmış vatandaşlarımız ise hiç girmedi sayılır. Onlar daima "mağdur" diye anıldı!

Açık pencere, hırsızı davet eder derler. Belki de hırsız, "pencere açıktı ben de tahrik oldum!" diye kendini müdafaaya yeltenecektir. Durum yukarıdaki gibi ise çok da haksız değildir.

Ne yönetmelikler, ne yeni kanunlar, ne de kendini süpermen sanan denetim büroları bu gidişi değiştirebilir. Kendimize sormamız gereken asıl soru işte bu;
"Peki kim değiştirecek?"

Cevap ortaya çıktı sanırım. İlkin halkın bilinçlenmesi, yani bu konuda bilgilenmesi gerekmektedir. Doğru talep yaratılmadıkça, kötü arzı engellemek hayaldir. Peki sevgili halkımız bu eğitime hazır mıdır? Diyelim ki hazırdır! Biz, doğru bilgileri vermeye hazır mıyız?

Cevapların pek iç açıcı olmadığını duyar gibiyim. Talebinde "çaresiz" olan vatandaşın karşısında, ekonominin lokomotifi sayılan şu koskoca sektör de "çaresiz" midir sizce?

Arabeskin, "halk böyle istiyor" aldatmacası inandırıcı geliyorsa, birilerinin daima işine gelen "halkın naçar istekleri"de  yeterli bahane olmaya devam edecektir. Dilerseniz, olan bitene bakıp "böyle sakala böyle tıraş kardeşim!" sığlığında kahve muhabbeti ile konuyu noktalayabiliriz. "Bize yakışır mı ?"
diyorsanız düşünmeye devam edelim.
BİZLERE DÜŞEN!

Sadece kendimizi düşünsek yada, büyük bir özveri ile sadece vatandaşı düşünsek de yapacağımız şey aynıdır bizce: Öncelikle, kullanıcıyı bilgilendirmek!

Yani önce, doğru talebin yaratılmasını sağlamak! Bu bir eğitim seferberliğidir. Milli eğitime hiç mi iş düşmez? Çok düşer ama, onun başından aşkın meşguliyetinden kafasını kaldırıp böyle hayati konuları görecek mecali şimdilik yoktur. İş, sektörün ünlü ünsüz markalarına kardeş payı düşmektedir. "Büyük kardeş; gücü ve birikimi oranında, küçük kardeş; bilgisi ve mevcut olanağı ile" bu seferberliğe katılmak zorundadır. Çünkü bu girişim hem sektörün hem de toplumun yaşam savaşıdır.

Belki böylece, 10 sene sonraki olası depremde olası yüz binlerce kaybın önüne geçilebilecektir. Belki, içinde bulunduğumuz enerji darboğazından kurtulmamızı kolaylaştıran yapısal çözümler ve örneğin kendi enerjisini üreten konutlarla, radikal çözümler hayata geçirilebilecektir. Belki de bu arada; daha yaşanabilir, daha sağlıklı, daha güvenli, daha insanca yaşam olanağı sunan çözümlerle, ülke üretimine ekonomik ve moral destek sağlanacaktır.

Bu sektör, boşuna "lokomotif" sektör olmamıştır. Ekonomik döngüdeki payı kadar, insanı insan yapan değerlere katkısındaki payı da ona bu öncülüğü yakıştırmıştır. Hak etmeye ve gerçekten başı çekmeye talip isek, sorumluluklarımızı hiç unutmamamız gerek.

Kendisini bir marka ile ifade edebilen sektör temsilcileri, mevcut talebin ya da potansiyelin en çok % 10'una çözüm üretme olanağına sahip olduklarını itiraf ediyorlar. Ülke gelir toplamının kaymağını yediği söylenen % 8'lik grubun oranı, her nasılsa mevcut nitelikli inşaat firmasının kapasitesine tam
karşılık gelmektedir. Yani bu "markalı" grubun, arz talep kanunu gereği oluşmuş özel bir hizmet grubu olduğunu söylemek kehanet olmaz. Ürün yelpazelerine göz attığınızda, yaptıklarının da bizi doğruladığı maalesef görmekteyiz.

Diğer tespit, % 90 sahipsiz bir çoğunlukla karşı karşıya olduğumuzdur. Bu grubun bireysel eğitime çok daha fazla gereksinimi olduğu, çünkü adeta kurtlar sofrasında kendi kaderine terk edilmiş oldukları anlaşılmaktadır. Bu saptamalarla, söz ettiğimiz bilinçlendirme eyleminin vicdani boyutu da çok daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Markasına güvenen ve onu kullanan grup, "sosyetenin hizmetinde!" olmak gibi çok da haksız olmayan bir suçlama ile karşılaşmak istemiyorsa, kolları sıvamalıdır. Önce bu hizmeti vatandaşa sunmalıdır ki ondan bir şey istemeye hakkı olsun. Yoksa "sadece oy istemek!" gibi bir fikri sabitle malul siyasi partilerden hiç farkları kalmaz.

Doğru yaşam mekanının nasıl olması gerektiğini halka anlatırsak, yapı malzemelerinin özelliklerini çarpıtmadan, "bir damla deterjanın tüm bulaşıkları yıkaması" türü yalanlara sapmadan aktarırsak, doğru bir iş yapmış oluruz. Sağlam zeminin, sağlam yapının ne demek olduğunu açık seçik ortaya koyabilirsek, birçok canın kurtulmasına yardımcı oluruz.

Doğru seçimin, doğru tasarrufun nasıl yapılacağını açıklarsak, enerjinin nasıl israf edildiğini, temiz enerji kaynaklarının evlerde kullanımının doğruluğunu ve kolaylığını onlara anlatırsak, gelen talepler de artık bu bilinçlenme doğrultusunda olacaktır. Ve böylece doğacak muhtemel talep patlaması, yepyeni ve güvenli, doğru hizmet üretebilen firmaların doğuşunu da teşvik edecek,
yüreklendirecektir.

İşte o zaman "markanızın" ve ortaya koyduğunuz "doğru örneğin" arkasına korkusuzca geçip, er geç size yönelecek olan talebi güvenle bekleyebilirsiniz.

Temiz dünyayı özlüyorsak, bu "bilinç" harekatına severek katkıda bulunmalıyız. Özellikle ekolojik, yani sağlam ve sağlıklı, yaşam döngüsüne uyumlu, kendi
enerjisini; güneş ve rüzgardan yararlanarak üretebilen ev projelerini hayata geçirmek için araştırma ve çalışmalar yapmalı, ve en önemlisi bunları halka anlatmaya yönelik gayretlere ağırlık vermeliyiz.

Herkesin tanıdığı birçok ünlü kuruluşun yanında, henüz kendilerini tanıma fırsatı bulamadığımız daha birçok firmanın da, benzer araştırmaların içinde
seve seve yer alacağına ve vatandaşa yönelik bilgilendirme yarışında öncülük etmeye hazır olduklarına inanıyorum.

"Marka" bir etiketten ibaret değildir. Ancak kendisine inanıldığı sürece var olabilir. "Güven simgesi" olduğu bilindikçe değer taşır. Bize güvenmelerini mi istiyoruz? Öyleyse önce vatandaşın seçimini, sağlıklı ve güvenli hale getirmeliyiz. Yani kendimizden önce onları eğitmeliyiz. Çünkü; eğitimli ve ne istediğini bilen kullanıcı, üreticiyi daima eğitecektir!

Şikayetçi olduğumuz, bu güne kadar en büyük kötülüğü aslında kendilerine yapan "kötü örnekler" mi? Doğru seçim yapmasını öğrenenler, sizce hala onları tercih eder mi dersiniz?

Y.Mim.Çelik ERENGEZGİN        
( CNR  Konut-İşyeri Fuarı Konuşma metni )