MİMARLIĞI MESLEK OLARAK SEÇMEK

“MİMAR” DEDİĞİN NEDİR Kİ   “İNSAN” YOKSA İÇİNDE ?..
16 Ocak 1998

Soruyor çocuklarımız. Kime denir “MİMAR” ?.. Ne iş yapar ? Neye yarar ?.. Gelin hem onlar hem kendimiz için sorgulayalım şu mesleği..

Başarılı siyasetin “mimarı” oluyor. Bir spor zaferinin “mimarından” bahsediliyor. Hatta deniyor ki ; Tanrı da Evrenin “mimarıdır” !.. Farkında iseniz  Bir yapının “mimarını” kimse pek merak etmezken her toplumsal olgunun bir “mimarı” aranıp bulunuyor.. Anlatılmak istenen nedir sizce ?..

ÖVÜNMEK GİBİ OLMASIN

Garip gelecektir belki !.. Ama dikkat edin, hep bir başarının, hep bir becerinin arkasındaki kişiye deniyor “Bu işin Mimarı” diye.. Yenilginin “mimarı” yoktur, zaferin vardır. Savaşın değil barışın “mimarı” olur. Siyasi bir çöküşün “sorumlusu” vardır ama, yükselişin “mimarından” söz edilir hep.. Bu açıdan bakınca  “sorumlu ve sevimli” bir kavramdır “mimarlık !..” Fakat ağır bir yük taşır.. Bir şeyin “mimarı” olabilmek için o şeyi başarmış olmak adeta ön şarttır..

  1. İşlevi tanımlayan,
  2. Öncelikleri belirleyen,
  3. Olayı kurgulayan,
  4. Ve sonunda işi becermiş olan kişidir “mimar !..”

 Toplumsal boyutta ; insan için, insanca bir beceridir mimarlık. “İnsan” vardır içinde ve  onun adına bir başarı..

Mesleki boyutta farklı mı ola ? Hayır, hiç de değil.. Önce hür bir “insan” olmak,
Davranış ve düşünüş biçimi ile “İNSAN !.. 
Yaptıkları ; insanı yüceltmek için..
En zor koşullarda bile sırtını pek tutmak,
Yaşayan bedenler ve özgür duygular için..

 

Şiirsel mi oldu anlatım ?.. Olacaktır şaşmamalı !..  “Mimar” dediğin nedir ki “İnsan” yoksa içinde ?..

MİMAR OLMAK !..

Bir yapının düşünsel boyutta çözülmesinden yani “projesinin” yapılmasından, insanların onu kullanmaya başlamasına kadar geçen sürecin hesabı mimardan sorulur.. Yapı dediğimiz nedir ? Bu gün bir kaldırım taşı , yarın tümüyle bir şehir.. Tasarım denilen ; “biçimsel kurgulamanın” bilinçli ya da bilinçsiz olarak var olduğu tüm mekan olguları yapının kendisidir..

Hep bir ikinci şahsa ihtiyacı olmayabilir insanların. Oturur kendi evini kendisi yapar. Bazen çok da iyi olur.. Biz
buna spontane ;  “kendiliğinden” mimarlık deriz. Yani önceden çizilmemiş fakat yaparken kurgulanmış. Burada mimar yok mudur ? Olmaz olur mu ?
Evin sahibi “mimarlığı” omuzlamıştır  bilmeden !..

Mağarada yaşayan ilk insanlar “ilk mimarlardı” Çünkü değişmez sanılan çevre faktörlerini, gereksinimlerine  göre biçimlendirmeye başlamışlardı..

Kendiniz  ya da başkası için ; yaşam çevresi adına “işlevsel” kararlar vermeye başladığınız anda “MİMAR OLMAK !” bilinci ve sevinci, sizi de sarmaya başlar.. “Estetik” ; yani uyumlu ve güzel olmak“işe yaramanın” ardından ikinci temel kaygınız olur..
Güzel !.. “Kime göre ?, Ne kadar
güzel ?” soruları uçuşmaya başlar.. Artık sanat rüzgarları sizi de sarmalar. Yelken açmak ya da  kuytuya sığınmak arasında kendinize bir yer bulursunuz.. Bir usta yol gösterir, bir kitap ufuk verir. Mimarlık serüveni başlar ..

Bu heyecanlı yolculuk ; “Şu yapının mimarı   kim ?..” sorusunu sorduracak bir eser ortaya koyana kadar tutku ile sürer.. Ve bu heyecan olgunlaşarak bir ömrü doldurur... Kendinizi “emekli” hissetmenize izin vermeyen nadir mesleklerden biridir mimarlık. Çoğunlukla “olgunluk çağının eserleri” mimarlık yaşamının en sağlam ve seçkin yapı taşları olur..

MİMAR OLAMAMAK !..

Aklının ucundan “en son geçen”, bazen “hiç geçmeyen” meslek olup,  sıralamanın azizliği ile kendini mimarlık öğrencisi bulmak!..

Meslekle bir türlü barışamayıp, ite kaka bir tahsil sonucu alınan diploma ve yapılan üç beş proje ile oldum! sanmak
 
Kapının kolu ile uğraşırken kapıyı unutmak ..
 
Pencereyi çözerken binayı gözden kaçırmak ..

Bir yapının çevresini “etkilemeyeceğini” ve çevreden “etkilenmeyeceğini” sanıp sırça sarayda proje üretmek.
 
Yönetmelikleri “çok şey” sanıp tüm çamuru bürokrasiye sıçratmak ..
 
“Ben bu işi neden yapıyorum ?” sorusunu irdeleyen bir düşüncesi, bir felsefesi olmadan, çizginin ve görsel takdimin sihrine kapılmak ..

Bir üstadın dizi dibinde yada bir ekolün  tatlı melteminde düşünce sarhoşluğuna uğrayıp, etkilenmenin tembel kolaylığında  kimliğini yitirmek gibi sorunlar da bu mesleğin tehlike sınırlarıdır..

Farkında olmadan bir yerlerde oyalanmak gibi, farkında olmadan gaza basmak da aynı derece sakıncalıdır. Hizmet verdiğimiz insanın hatırını sormadan, onunla ilgili parametrik değerleri hiç hesaba katmadan “ona rağmen onun adına” verilen proje ve yatırım kararları, insan hakları tarihine taammüden sosyal cinayet örnekleri olarak geçecektir: İşte binalarımız !.. İşte şehirlerimiz!..

Şimdi farkına vardınız mı GENÇLER ! sizden ne çok şey beklendiğini ?.. Kurtarmak ya da sürdürmek artık sizin tercihiniz  Hak etmesek de, bizi bağışlarsanız size şu faydası olur; arkanıza değil hep önünüze bakar çok daha güvenli ve hızlı yol alırsınız. Çünkü bizler birbirimizi suçlaya suçlaya  kendi suçumuz içinde kaybolduk.. Çevreci “Kızılderili bilge reis” zaten söylemişti ;  “Beyaz adam sonunda kendi dışkısında boğulacak” diye.. Onu haksız  çıkaramadık !..

NEDİR FARKI DİĞERLERİNDEN ?

“FARKINDALIK” denen mistik kavram, en çok mimarlık mesleğinde yerini bulur.. Önce yaşadığınız  “dünyayı”, sonra içinde bulunduğunuz “toplumu” ve oradan yola çıkıp, hizmetinde olduğunuz “insanı” tanımak zorundasınız.. En sonunda kendi varlığınızın “farkına” varacaksınız.. İşte orada, ne yapmanız ne yapmamanız gerektiğini kimsenin söylemesi gerekmez.. Çünkü artık “fark edeceksiniz !..”

Bir “heykeltıraş” gibi yontarak, bir “seramikçi” gibi çamur yoğurarak bir “ressam” gibi biçimsel dengeler ve çelişkiler arayarak, bir “müzisyen” gibi boşluğun  sesini dinleyerek tasarım yapacaksınız.. Bir “toplumbilimci”nin verilerini, bir “ şair ”in mısra kaygısı ile düzene koyacaksınız.. Bir “fotoğrafçı” gibi gözlemlediğiniz çevresel değerler içinde, işlevsel ve duygusal öncelikleriniz ile “edebiyatçı” titizliğinde kurduğunuz senaryoyu bir “mühendis”in matematik kurgusu ile ayağa kaldıracaksınız.. Ne çok meslek var değil mi mimarlığın içinde ? Evet, en belirgin farkı budur diğerlerinden..

Bilimsel bir titizlikle, tasarımı etkileyen her şeyi anlamaya çalışıp, ukalalık dozuna varmadan tebliğde bulunmak; İşte mimarlığın sırat köprüsü !.. Daha uzun ömürlü olması gereken özel yapılar hariç, çağımızda ortalama “20 yıl” olan işlevsel yapı ömrünün sorumluluğunu taşıyabilmek için, bu köprüden  hassas bir denge ile geçmek zorundayız. Çünkü reçetemiz olan projelerimiz; bir hastanın özel bir sorununu çözmeye yönelik değil, onun tüm sorunlarını boyutlandıran ve etkileyen “mekanı” kurmaya yöneliktir.

Bir toplumda hukuksuzluktan, ilaçsızlıktan, parasızlıktan yakınılabilir. Bunlar çok ciddi eksikliklerdir. Fakat toplum olmak için asgari şart değillerdir. İnsan yerleşimleri çadırda da olsa bir mekana kavuşmamışsa; toplum olmak, Ulus olmak hatta en küçük boyutta insan olmaktan bile bahsedemeyiz.. Bu anlamda musluğun başındaki meslek diyebiliriz mimarlığa.. Önemsemek yada küçümsemek değil sadece adresini belirlemektir bu tanımlama..

MİMARLIK KAÇINCI TERCİHİNİZ ?..

Üniversiteler genellikle “istekli” ve “yetenekli” öğrencinin nasıl seçileceğini dert edinmezler. Kolaya kaçarak merkezi sisteme bel bağlamışlardır bir kere.. Maksat ayrım değil boy sırasıdır. Öğrenci tarafından çok bilinçli yapıldığı söylenemeyecek bir tercihin ardından matematiksel sıralama yapılır sadece.

Özellikle “mimarlık” için gerekli bir takım özelliklerin aranamadığı bu tek aşamalı seçim son derece yanlıştır.. Bu temel yanlışı göremeyip genel istek seviyesinin ve oranının düşüklüğünden şikayet eder dururlar.. Onları bu kısır döngü içinde , hataları ile baş başa bırakın gençler !.. Büyüklük sizde kalsın !.. Gelin seçiminizi kendiniz yapın.. Şimdi başınızı ellerinizin arasına alın ve sorun : “Mimarlık benim  ilk tercihim mi ?..”

Her meslek için söylenebilir ama “mimarlık” gibi insan yaşamını doğrudan etkileyen bir mesleğin “ilk tercih” olması  başarının ilk adımı olacaktır inanın.. İşte size “MİMAR OLMAYI İSTEMEK” adına bir mini anket  ; İki kere okuyun, üç kere düşünün ve “evet” ya da “hayır” diye şüpheye yer bırakmayacak biçimde cevaplayın.“Belki”yi cevap olarak kabul etmeyin.. :
 

  1. İnsanlara mekan kurmak sizce hoş bir duygu mudur ?

     Evet .....   Hayır .....

  1. Mutluluğun temel faktörlerinden birinin sağlıklı meskenlerde yaşamak ve sevebildiğiniz binalarda çalışmak olduğuna inanıyor musunuz ?

       Evet .....   Hayır .....
           

  1. Bireysel ve toplumsal davranış bilimlerini öğrenmek ve uygulamak her boyutu ile hayatınızda yer alacaktır. Buna hevesli misiniz ?..

       Evet .....   Hayır .....

  1. İnşa etmek ve hep daha iyi inşa etmek ciddi bir bilimsel araştırmayı gerektirir. Bu sizi heyecanlandırıyor mu ?..

       Evet .....   Hayır .....

  1. İnşa etmek aynı zamanda ; her koşulda her yerde bulunabilmektir. Seyahat etmeyi ve şantiye koşullarına katlanmayı bilmektir. Gerektiğinde göze alabilecek misiniz ?

       Evet .....   Hayır .....

  1. Çok başarılı olmasa da resim yapmak isteği sizce aklı başında bir tutku mudur ?..

       Evet .....   Hayır .....
           

  1. Proje yapmak bir anlamda geleceği tasarlamaktır. Bu gelecek; hep başkalarının hayatı olacaktır .. Onları da kendi hayatınız gibi sevebilecek misiniz?..

       Evet .....   Hayır .....

  1. Sanatçı bir yapınız var ve kendinizi değişik boyutlarda ifade etmenin yollarını arıyorsunuz ..

       Evet .....   Hayır .....

  1. Bilgisayar; er veya geç başvuracağınız en önemli yardımcınız olacaktır. Teknolojinin bu yönü sizi hep kendine çekmiştir..

       Evet .....   Hayır .....

  1. Bu yolda karşılaşacağınız zorluklar sizi yıldırmayacak ve içinizdeki sönmeyen istek, dimdik ayakta durmanıza, eksikleri tamamlamanıza ve kendinizi “sürekli yenilemenize” yetecek midir ?

       Evet .....   Hayır .....

  1. Bu seçim kararını etki altında kalmadan kendi başına ve kendi aklınızla mı alıyorsunuz ?

       Evet .....   Hayır .....

  1. Mekana hükmeden bir orkestra şefi, geleceğin filmini çeken bir rejisör olmayı düşlüyorsunuz..

       Evet .....   Hayır .....

 

  1. Bu mesleği başkasına tavsiye edecek kadar benimsediğinizi düşünüyor musunuz ?

       Evet .....   Hayır .....

  1. Yani  artık “mimar” olmak istiyor musunuz ?.. 

       Evet .....   Hayır .....

Cevaplarınızın tamamı “evet” ise fazla düşünmeye gerek yok. “Evet” ağırlıklı ise bu yazının tümünü tekrar okuyup kendinize bir fırsat daha verin.. Unutmayın “mimar” olmanız şart değildir !.. Önce gerçekten istediğinize karar vermelisiniz.. Sonra şansınızı denemek daha sonra da  “her koşul ve durumda” “İLK TERCİHİNİZDE” direnmek yine size düşüyor. Tam burada “her ahval ve şeraitte (her durum ve koşulda) vazifen !..” diye söze başlayan ATATÜRK’ü anımsayın !.. Büyükleriniz size daha fazla yardım edemeyecektir. Bağışlayın !.. Fakat şunu unutmayın; mesleği de, Ülkeyi de “her koşul ve duruma rağmen” çıkmazdan kurtaracak olan yine sizler olacaksınız. Büyükleriniz değil ..

“İstemek” adına  kendini sorgulamak ; mesleğe yatkın olmayı belirler. Fakat istemekle yapabilmek arasındaki yolda “yeteneklerin” ve bu uğurda dökülen “terlerin” katkısını yadsımak mümkün değildir. Her mesleğin ortaya çıkması bir takım insani gerekçelere dayanır. Tüm meslekler, insanlık adına gayretleri içerdiği sürece kutsaldır. Kendi aralarındaki  hizmet yarışında “başı çekmek” gibi varsayımlar geçerli olamaz.. Olsa olsa dönüşümlü bir bayrak yarışı içindedirler.. Mimarlık adına istekli olmayı sorgularken amacın mimarlığı kutsamak olmadığını, aslında hiçbir mesleğin böyle taraflı bir yoruma ihtiyacı olmadığını biliyorum. Ne var ki ömür boyu omuzlarımızda taşıyacağımız bir mesleğin, yeterli heyecana ve duygusal yoruma sahip olmadan başarı ile sürdürülebileceğine de inanmıyorum. Dolayısı ile evet demeye koşullandırılmış gibi görülen bazı soruların arkasında, mesleğine tutku ile bağlı bir mimarın aşırı duygusallığını seziyorsanız bunu hoşgörü ile karşılamalısınız ..

YETENEKLİ OLMAK !..

İşte en zor karar, en zor ayrım.. Kendini
“dahi !” sananların bir iki yıl içinde bu mesleğin pek de kendilerine göre olmadığını fark ettikleri görülmüştür. “Acaba bana göre mi !” kuşkusu ile yaklaşan bazı kişilerin ise yine aynı süreçte çok doğru bir seçim yaptıkları anlaşılmıştır. İki yaklaşımda da beklenilenin tersi çıkmasının ardında çevresel etkileşim ve kurgulama yatar. Kimileri ; “olmayan meziyetleri için” ödüllendirilmiştir. Kimileri de; “olanlar için” cezalandırılmış ya da en azından becerilerine tepkisiz kalınmıştır..

Okul ve aile çevresinin meslek seçiminde etkisi yadsınamaz. Fakat doğru etkileşimler ürettiği de kolay kolay söylenemez.. Son saniyeye kadar meslek seçimi kaygısı taşımayan, “sadece daha hızlı koşmayı öğreten” bir orta eğitimin bu sonucu doğurması yadırganmamalı.. Belki tüm meslekler için gerekir ama “mimarlık ” için özellikle bir “ön eğitime”, bir “sınama eğitimine” ihtiyaç vardır. Çünkü “SANAT BOYUTU İLE BEZENMİŞ BİLİMSEL BİR TASARIM MARİFETİNİN” ölçülmesi gerçekten çok zordur..

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım .. :

  1. Milli Eğitim sistemimiz, bir iki yıllık ön eğitimin ardından öğrendiklerinizi değerlendirip sizi başka bir kanala kaydırabilecek mantık yapısına henüz sahip değildir.

 

  1. Karşılıklı konuşmaya kadar giden aşamalı bir sınav sistemi ile yaklaşım sağlamaya çalışmak yapılabilecek en iyi şeydir. Fakat, öğrenci düzeyinden şikayetleri ayyuka çıkan  Mimarlık Eğitimi veren Üniversitelerin “bu temel sıkıntılarına rağmen” bir araya gelip merkezi sistemin dışında akılcı bir sınav yaklaşımı sergilemelerini beklemek de hayalcilik olur.. Çünkü bağımsız  bir sınav çözümü otuz yıldır gündemdedir ama bir arpa boyu yol alınmamıştır..

 

  1. Peki “Aklın yolunda !” birleşinceye kadar hiç mi yapacak bir şey yoktur?..

Ne olacaktır ?.. Kaderimiz; “Saldım çayıra mevlam kayıra” formülünde çare aramak mıdır ?

Cevap “HAYIR !” olmalı ve gençler hiç olmazsa “kendi kendilerini sınayacak” bazı ipuçlarına sahip olmalılar diye düşünüyorum.. Bu yazı ile başlayacak olan; “MESLEKLERİN GERÇEK YÜZÜNÜ TANITMA KAMPANYASI” ile, bu günkü “RASTGELE” başıboşluğunda % 10 luk bir seçim başarısı sağlanabilse ve gerçekten istekli ve yetenekli gençlerimiz kendi mesleklerine sahip olabilseler, inanıyorum ki güzel yurdumuzun “makus talihi !” değişmeye başlayacaktır..

İşte size “mimarlık”  adına bir düzine
yaklaşım : Kendinizi bir kez daha,“İSTEKLERİNİZİN ARKASINDAKİ YETENEKLERİNİZ” adına sınayın..
 

İki resmi yan yana koyup, aralarındaki beş benzeri bulun..  Tilki hangi ağacın dalları arasından bakıyor ?.. Yada bu labirentte iki nokta arasındaki en kısa ve doğru yolu gösterin gibi görsel sınamalar, çocukça da olsa küçük yaştaki  mimari yeteneğin “temel dürtülerini ” simgeler ..

Çıkılan seyahatlerde önünden geçilen veya kalınan yerlerin biçimsel kurgularına elinde olmadan dikkat etmek ve döndükten sonra bazen aynı canlılıkla hatırlayabilmek, “bir işarettir”. Teyzesinin evindeki banyonun yerini şematik de olsa çizerek tarif edebilmek, kendi evinin krokisini oransal olarak ; en azından mutfağı salondan büyük çizmeyecek doğrulukta kağıda dökebilmek gibi beceriler de mimarlığın ihtiyacı olan “görsel hafızaya” dikkati çeken bulgulardır.

 

Yakın çevrenizde mevcut mimari bürolar, varsa Mimarlık Eğitimi veren kurumlarda ya da büyük bir inşaat şantiyesinde ; gözlem, sergi, konferans, sohbet yada bir şeyler öğrenmek amacı ile vakit geçirmekten zevk almak, sağlıklı bir “eğilim” belirtisidir. “Gizli bir yetenek” olmadan zevk almak pek olası değildir.

Bir tiyatroya gidildiğinde ya da film seyrederken oyunun kendisi kadar dekorlarının biçimi, çatkısı, kurgusu ve olayın geçtiği yerin özelliklerine de dikkati yöneltmek “olayı çevresi ile birlikte değerlendirme” ihtiyacının göstergesidir. “Sağlıklı bir mimari yaklaşımdır”..

Tarih kitaplarındaki sarayların, kalelerin, şehirlerin ; arkasındaki toplumsal nedenlerle ilişkilerini merak etmek, onları sadece görsel malzeme olarak değil politik ve kültürel tarihin aynası olarak görebilmek, “biraz ileri seviyede” fakat mükemmel bir “mimari bakış açısıdır.” Çünkü tek başına görsel başarılar  mimari yeteneği tarif etmez. Sadece bu çeşit yetenekler sizi sonuna kadar taşıyamaz. Beraberinde özel bakış açılarına ve “mimari yorumlama yeteneklerine” sahip olmak gerekecektir.

Küçükken kumdan saraylar yapmak, giderek tahta küplerden, iskambil kağıtlarından şatolar, maketler, yapmak gibi; “değişik ölçeklerde mekan kurma becerisi” de başka bir işarettir. Yaşadığı evin iç düzeninde; “bana ne !” yerine “burası benim mekanım !” demeyi seçip yapılacak değişiklikler için önerilerde bulunmak, hatta ev halkı içinde “fikri sorulan olmak” da yine bir  işarettir. Bunların hepsi aslında “mimarlık adına” var olan yeteneğin küçük kanıtlarıdır ..

Kimi; insanları iyileştirmekten, kimi; adalet duygusunu ayakta tutmaktan. kimi; rakamların, kimi; sözcüklerin arasında bir dünya kurmaktan hoşlanır.. Bunların hepsi farklı mesleki eğilimlere göndermeler yapar. Barınma duygusuna küçük ölçeklerde değil “bire bir” çözüm üreten; masa altında ev kurmak yastıklardan barınak yapmak, giderek bahçede kulübe edinmek ve ağaç üzerinde iki dal arasında çocuk evleri düşlemek gibi çocuk oyunlarından farklı bir zevk almak da “beceriden çok eğilim” belirleyen fakat mimarlığa önemli göndermeler yapan belirgin bir yaklaşımdır..

Ayakta duran yüksek bir kulenin, büyük bir açıklığı geçen köprünün, koskoca yeri kapatan çatı örtüsünün nasıl olup da yıkılmadığını merak edip, biçimin arkasındaki “dengeyi”, ayakta tutan “hesabı” ve seçilen malzemenin “özelliklerini” düşünmek bilimsel bir tutumdur. Bu meraklara sahip olmak da “mimar” olabilmek için asgari şartlardan olan “bilimsel düşünme alışkanlığı ve yeteneğinin” varlığına ışık tutar..

Resim dersleri sizin için sadece çok başarılı bir fotoğraf resmetmek olmayıp, üç boyutlu bir şeyleri ifade edebilmek için araç  olmuş ise, resmin klasik güzelliğinden çok kütlesel dengeler ve renk uyumları sizi kendine çekiyorsa  yine “mimarca bir yaklaşım” içindesiniz demektir.

İpe boncuk dizmek, kibrit çöpünden süsler yapmak, kıl testeresi ile oyma yapmak gibi beceriler yine mimarlık adına bir başka gereksinime işaret eder; “sabırlı olmaya” .. Çünkü çizerken, çözerken ve inşa ederken gösterilen sabırsızlığın mimarlık mesleğinde yeri yoktur..

Matematik, Geometri ve Fizik derslerinde süper bir öğrenci olmanız gerekmez belki ama onlardan nefret eden bir yapınız varsa “mimari tasarım” yolunda bir takım zorluklar sizi beklemektedir. İtiraf etmek gerekir ki “matematiksel bir yetenek” size önemli bir avantaj sağlayacaktır ..

“Mimarlık” bir uzlaşma sanatıdır. “İnsanlar için , ama onlara rağmen değil !..” İnandırarak, güven vererek, beğendirerek yol alacaksınız. Konuşmak, fikrini yazılı ve sözlü olarak rahatça ifade etmek ve ikna etmek de bir “yetenektir”. Ve “İyi mimar ! olma yolunda” yadsınamaz yardımcılardır.

 

Sizin de fark edeceğiniz gibi “Mimari yeteneğin”, sadece müzik yeteneği gibi önemli oranda anadan doğma değil, biraz da sonradan olma deneyim ve bilgi ile destekli farklı bir yetenek olduğunu  söylemek pek yanlış olmaz.. “Bilimsel sanat” yada “Sanat destekli yapı bilimi” gibi tariflerde yerini arayan “mimarlık mesleği”, bu yüzden bir ön hazırlık gerektirmektedir ki  bazı sonradan alınacak bilgiler devreye girip gerçek yetenek ; “doğrusu ve yanlışı ile” ortaya çıkabilsin.. Böyle bir olanak henüz bulunmadığına göre yine “KENDİ GÖBEĞİNİZİ KENDİNİZ KESECEKSİNİZ !.” 

Yukarıdaki gibi bir takım sorulara verdiğiniz cevaplar ile “yaklaşımda bulunacaksınız”.. Burada önemli olan kesin “evet” ve “hayır”ların sayısından çok, hayatınızı bir film şeridi gibi gözden geçirmek; belki de ihmal ettiğiniz, üzerinde hiç durmadığınız bazı “becerilerin ve eğilimlerin” var olup olmadığını tekrar mantık süzgecinde irdeleyip, gelişip gelişemeyeceğine “gündüz gözü ile yorum getirmektir..” Yaklaşım becerisinin başarısı ölçüsünde doğru karara ulaşacaksınız..

Bu belirsizlik yüzünden hiç bozmayın moralinizi .. Çünkü;  hayat genel olarak bir yaklaşımdır..  Zaten “mimarlık mesleği” de kesin doğru ya da yanlışların hiçbir zaman var olmadığı bir “yaşamsal yaklaşımdır”.. Nasıl  “mutlak güzellik” yok “herkese göre değişen güzellik” varsa, mimarlıkta da “tek doğru” değil, mevcut koşullar içinde “en  doğru” olandan bahsedilebilir ancak..

Eğitimde seçim sisteminin yanlışını düzeltmeye çalışmak ve boşluğunu doldurmak yine siz gençlere düşüyor.. Bu yüzden, seçiminizin de “yaklaşım metodu” ile  olmasını yadırgamayınız !.. Unutmayın ; Türkiye’mizin en küçük başarınıza bile ihtiyacı var. “GERÇEK” başarılara ancak “GERÇEK”meslek sahipleri ulaşır.

ÜNİVERSİTEYİ  SEÇMEK !..

Bu konuda eğitim veren yaklaşık 28 Üniversitenin, doğaldır ki bazı yapısal farkları, mezunlarına verebildiği bazı ayrıcalıkları vardır. Fakat bilin ki hepsi “iyi” niyetle sizin “iyi” bir mimar olmanızı isterler. Burada vermeniz gereken kararda ilk etken ailenize aşırı yük getirmeyecek bir seçimin yapılmasıdır. Belki lisan faktörü, belki bir yakınınızın daha önce oradan mezun olması sizi etkileyecektir. Fakat şunu bilmelisiniz ; sizi mimar yapacak olan okul değil, sadece gayretinizdir. Üniversite size hep bir şeyler öğretmeye çalışacak ama asıl görevinin “öğrenmeyi öğretmek” olduğunu genellikle unutacaktır.

Üniversite ne işe yarar mı diyeceksiniz, Çok şeye yarar, işte bir kaçı ;
 

  1. Doğru ve yanlışı ile hayatı tanımaya,
  1. Seçtiği alanda ilerlemek için geçmesi gereken kapılara anahtar bulmaya,

 

  1. Anlamı ile taşınabildiği sürece  “bir saygınlık belgesi” olan diploma sahibi olmaya,

 

  1. Diplomanın açtığı kapıdan geçip bilim, sanat ve sevgi dünyasında söz sahibi olmaya,

 

  1. Gerçek dünyada, ayağı yere basan yani “kendi yetenekleri ile barışık” ilk adımı atmaya,
  2. Şanslı ve sağlam adımlara bağlı olarak ekonomik geleceğine güçlü destek olmaya

Eğer amacınız sadece iyi bir iş bulmak ise, adı duyulmuş  “popüler” bir okuldan çok şey bekleyebilirsiniz.. Yok eğer iyi bir mimar olmak istiyorsanız, önünüzde zor bir yol fakat sonunda daima parlak bir ışık vardır.. Ve inanın gençler, o gün göreceksiniz ki okulların arasında önemli bir fark zaten olmamıştır.. İyi bir mimar olmak, beklediğiniz saygın toplumsal mevkii ve işi er veya geç beraberinde getirecektir.. Hele siz tez elden diploma alıp, bu kolay olmayan fakat hem çok zevkli hem de çok onurlu yolun yolcusu olun...

İŞ OLANAKLARI

Türkiye’de kamu ve özel sektör yatırımlarının     % 52 si inşaat sektöründe toplanır. Yaklaşık toplam : 3.2 katrilyon Türk Lirası.. Devlet bütçesinin neredeyse dörtte biri.. Bu para harcanırken mimarların fikri hep sorulur mu sanıyorsunuz ? Kocaman bir HAYIR !.. İşte hesabını soracağınız konulardan biri daha.. Bu meslek size nasıl bir hayat standardı sağlar sorusunun cevabı, biraz da bu mücadelenin başarısına bağlıdır.

Bu ekonomik savaşta çalışma olanakları altı ana başlıkta toplanabilir :

1- Kamu sektörü   ( Devlet ya da Belediye bünyesinde  memur veya sözleşmeli teknik personel )
 
2- Özel sektör ( çalışan)  ( Maaşlı, saat hesabı ile veya işe bağlı ücretli ),

3- Özel sektör ( işveren )  ( Proje bürosu
sahibi )

4- Taahhüt sektörü  ( Müteahhit, inşaat taahhüdü yapan mimar ),

5- Üniversite  ( Akademik kariyer için öğretim görevlisi ),

6- Diğerleri  (Mimarlığı  genel kültür olarak kullanıp her hangi başka bir iş yapan ya da hiç yapmayan kişiler ).

Kamu sektörü için eleman talebi ve istihdam politikası, siyasal beklentiler ile daima paralellik gösterir. “Siyasal beklentiler” tanımlaması başka bir açıklama gerektirmeyecek kadar apaçıktır !.. Birinci derecenin son kademesindeki maaşa ve en üst düzey bürokratlığa kadar giden, sabır gerektiren zorlu bir yoldur ..

Özel sektör; yeteneğinizin ve tecrübenizin karşılığını bulma şansınız daha yüksek olan bir sektördür. Eğer fikir üreten, “projeci  mimar” olmaktan söz ediyorsanız özel sektör size daha kestirme yolları sunacaktır. Bunun ön koşulu; ilkin katkıda bulunan  “çalışan” olmak, bir başka deyişle eğitimi piyasa koşullarında sürdürmek, sonra kendi kanatlarınızla uçma hakkını kullanarak  “üreten” olmak, giderek  Özel sektörde patron  yani büro sahibi olmaktır.. Fakat iki seçenekte de uzun soluklu ekip çalışmaları verimli olmanın kaçınılmaz koşuludur..

Taahhüt sektörü  içinde, müteahhit (Yüklenici) olarak geçim sağlamak ayıp olmadığı gibi, en üst seviyede hayat standardı yakalayabilmek için şimdilik belki de tek yoldur.. Başarılı bir mimarın başarılı müteahhit olması tatlı bir rüyadır. Bu güne kadar iki niteliği bir arada gören olmadı ise de “neden olmasın ?” demekte fayda vardır..

Üniversite, Akademik kariyer;  Bu işin tüm sevap ve günah kaydının tutulduğu yer.. Mimarlığın düğün ve cenaze evi.. Bu iş için eğitim süreniz boyunca düşünmeye fırsatınız olacaktır. Mezun olmaya yakın belki de bazı hocalarınızdan iç transfer teklifleri alacaksınız.. Burada sizden bir tek şey istenmelidir ; öğrenciliğinizde çektiğiniz sıkıntıları unutmamanız !.. Başarılı hoca olmanın belki de tek koşulu budur.. Asistan olduğu gün sınıf değiştirip, ameliyatsız burun kaldıran hafıza özürlüler bu işi beceremeyeceklerdir..

Teorik bir Akademisyen olarak da; bilginin doğum ve düğün sevinçlerini yaşayabilen,  kendisinin ve genç adayların içindeki yaşama sevincinin ölmesine izin vermeyen insan olmak, yegane ve en değerli amaç olacaktır.. 

Serbest piyasa içinde serbestçe at koşturup, sadece kartvizitinde “mimar” yazanlara gelince.. Yani “diğerleri..”  Ancak şu söylenebilir: İnsanlar özgürdür. Mimarlık adına öğrendiklerini kötüye kullanmadıkları sürece yolları açık olsun demekten başka , kimseye söz düşmez .. Bu tercih biraz da doğal elemedir. Onlar kendiliklerinden meydanı “gerçek istek sahiplerine” bırakırlar.

DİPLOMAYA DOĞRU !..

Hangi dersler görülür Mimarlık okullarında ? Hangileri görülmez ?..

Temel bilgi olarak, fikrini çizgi ve şekil ile ifade etmeyi konu edinen; Teknik Resim, Perspektif, Maket gibi dersler konur. Fakat ana fikri oluşturacak Mimarlık Felsefesi ve Mesleki Tartışma dersi bir türlü akla gelmez.. Mimarlık tarihi, Sanat Tarihi dersleri; çinilerin deseninden harcı karıştıran ustasına kadar bir sürü ayrıntı içerir.. Ama bu bilgilerin; Kültür Tarihi, Ekonomi ve Politika Tarihinin bir türevi olduğu çoğunlukla göz ardı edilir.
 
Çizim becerisi hiç kuşku yok ki asgari ölçüde gereklidir. Mimarın her koşulda fikrini çizgi ile ifade edebilmesi beklenir.. Bu ölçüde kalmak şartı ile kabul. Çünkü gelecekte projelerin disketle çoğaltılması ve ruhsat işlemlerinin bilgisayar ortamında gerçekleşmesi beklenmektedir..

Bu işi mükemmel biçimde yapabilen bilgisayar programları gün geçtikçe yaygınlaşmakta ve kullanımı kolaylaşmaktadır. Ayrıca, Bilgisayar Destekli Çizim programları ( Computer Aided Design : CAD ) sadece çizim kolaylığı olarak görülmemelidir. Çünkü tasarımın olgunlaşmasında, süratle sonucu gösterme özelliği ile mimarın baş yardımcısı olmuştur..

Buna karşılık; bilgisayarı hasım ilan eden bazı kişilerce “proje çizimlerinde sakın bilgisayar kullanmayın, kalırsınız !..” tehdidi savrulmaktadır..  Dünyanın artık “Bilgisayar Destekli” olarak tanımladığı eğitim süreci bizde adeta “Bilgisayar Köstekli”eğitime dönüşmektedir ..

Statik, Betonarme, Tasarı Geometri ve bazen Yüksek Matematik öğretilir. “mühendis” olmakla “mimar” olmak arasındaki çizgi hep yer değiştirir.. Sistem kurmanın; “mimarca”, sistemi hesaplamanın; “mühendisçe” olduğu ince ayrımında karar hep hocanın insafına bırakılır. Ve bu hocalar genellikle “mimarlıktan habersiz  mühendis” yada “hesap fanatiği mimar” olduklarından, bu önemli konular nedense bilgiye değil kabusa dönüşür..

Yapı Bilgisi, Bina Bilgisi, Şehircilik gibi dersler, bol bol detay ve ölçüsel bilgi içerir. Bu ölçülerin ve detayların ezberci kalabalığı içinde, asıl olan “mimarlık” unutturulur.. Çok şey bilen ama bildiklerine bir şey ekleyemeyecek kısırlıkta zihinler teşvik görür..

Proje derslerinde hayatla yüz yüze gelinir.. Ama ne gelmek !.. Hocanın hayat görüşü ile sınırlı, izne tabi bir özgürlük.. Ölçülerin dünyasında deneysel yolculuklar yasaklanmıştır adeta !.. Kalıcı bilgiyi doğuran gerçek tecrübeler hep gerçek hayata tehir edilir.. Tasarım denen şey, yaşayarak değil hep kalemin ucunda öğretilir. En güzel ağaç deseni, en güzel tefriş elemanı prim alır.. Gencecik beyinlere at gözlükleri layık görülür..

Saygıdeğer hocalar öğretmeye başladıkları yılların bilgilerini aynı satır sayısınca ve “antikacı titizliği ile” saklarlar..  Kendilerini aşmak, çağa ayak uydurmak gereğini bilirler de nedense bu değişim yorgunluğunu pek göze alamazlar.. Zaman zaman bilim ve sanat dünyasının bol yıldızlı semasında kuyruklu yıldızlar belirir. Öğrencilerin yüreklerini kuş misali çarptırır. Eğitim birden heyecanlı bir serüvene dönüşür.. Fakat dedik ya onlar kuyruklu yıldızdır. O semanın demirbaşı yıldızlar ise hep ordadır.. Demirbaşlar, peşine öğrenci takmış yıldızlardan hiç hoşlanmazlar.. Öğrencinin sürekli tercih ettiği bazı hocaların varlığına rağmen “Yoktur birbirimizden farkımız !..” sloganı ile bir ömür avunurlar..

Öğrenci hoca ilişkileri “önce öldür sonra sev” mantığı ile gelişir. Fikirlerinin tümünün öldüğüne kanaat getirilen gence yardım eli uzatılır.. Çünkü artık “iyi mürit” olmanın ön koşulu yerine gelmiştir.

“Ne olur konuş ve soru sor !..” diye yalvarılır.. Fakat düşüncesini gençliğin dili ile anlatan öğrenci; “sana bu hakkı verende, fikrini soranda kabahat !..” diye paylanır !..

Ard arda üç beş proje ve sonunda; “DİPLOMA !” “Söyle bakalım. Sen mimarlıktan ne anlıyorsun ?.” gibi soruyla bir kere bile karşılaşmadan, “meslek adına bir tez ileri sür ve bizi ikna et !..” tarzında zihinsel çalışmalar teşvik edilmeden son seneye gelinir.. Çizginin kalitesi, proje paftalarının doluluğu ve dikte edilen programın harfiyen yerine gelmesi dikkate alınır ve bunları becerene; “Sen artık mimar oldun !” denilir.. Ve en sakıncalı yanı ; öğrenci buna inanır !.
 
ÇIKIŞ YOLU..

Değişim kolay olsa idi tam 30 sene önce buna benzer sorunlar dile getirildiğinde birileri silkinir ve üniversiteler bu güne kadar kendine gelirdi. Kendi yarattığımız YÖK duvarında ağıtlar yakarak günahlarımızdan arınmayı bekleyemeyiz. Tane iriliğine göre ayrıştırıp “meslek etiketi” yapıştırılmaktan artık sabrı taşan gençlere ;
 

  1. Önce “mantıkları ve özgür duyguları ile” baş başa kalıp ; ne olmak istediklerini bilmeleri gerektiğini söylemeye çalışıyorum.
  1. Sonra koşullar elverdiğince “heyecanlarını kaybetmeden” bu tercihlerinde direnmelerini tavsiye ediyorum.

 
İstedikleri yere girdikten sonra eminim ki tek adresin bizler olmadığını fark edecekler ve bilgiyi gereken yerden alacaklardır. Yani hedefe ulaşacaklardır..

“Heyecanlı , duygulu ve özgürlükten yana olmak” ; genç olmaktır.. Anne ve babalarınız yani; üç aşağı beş yukarı 68 kuşağı ve yakın dönemini yaşamış olan bizler; gençlik çağımızda çektiğimiz sıkıntıları sizin de çekmemeniz için, bilinç altımızdaki bir dürtü ile “heyecanlı ve özgür duygularınıza” bazı engeller koyduk. Sonunda roller değişti. Bazı gençler yaşlılara soğuk kanlılığı tavsiye  eder oldu.. Sakın bu tuzağa düşmeyin. Gelecek ; sizin heyecanlarınız üzerinde yükselecek..

Diploma serüveni yukarıdaki gibi olmayan Üniversiteler, bununla övünebilirler.. Çünkü büyük çoğunluğun dışına çıkabilmişlerdir.. Bu aynadaki görüntüyü beğenmeyenlere de değişim kapısı daima açık olacaktır. Biraz da maksatlı olarak çok bulutlu bir manzara resmettik.. Çünkü “böyle olmamalı !” diyoruz.. Ve olmaması gerekene dikkatleri çekiyoruz..

“Gençleri ürkütmeyelim !” diyenler var gibi geliyor. Ama onlara katılmayacağım. Çünkü ben çocuklarımızın sağduyusuna güveniyorum. Onlar da bizim, gerçekleri gizlemeyeceğimize güvenmeliler.. Kimse bu yüzden “mimar” olmaktan vazgeçmez endişelenmeyin.. Aksine, ne ile karşılaşacağını bilen gençler, sürpriz bunalımlar yüzünden okul dışında çıkış noktaları arayacaklarına, gerçeği kabul edip, tüm enerjileri ile bu sorunun çözümüne katkıda bulunacaklardır.. Yeter ki  güvenelim ve onlara ihtiyacımız olduğunu hissettirelim.. Mezun olanlar bir gün geri dönecekler ve üniversiteyi başımızın üstünde olması gereken gerçek yerine taşıyacaklardır.

Evet gençler !.. Bu güzel ülkenin tüm üniversitelerinde, diğer konularda da farklı isimler altında fakat aynı sorunlar yaşanmakta.. Zannetmeyin ki uzaydan gelenler farklı bir eğitim veriyor !.. Size düşen, pırıl pırıl yüreğinizle ve eksilmez cesaretinizle bu sorunların üstüne gitmek .. Bize düşen ise
sadece ; “size güvenmek  !”

BEN GÜVENİYORUM..

Y.Mim. Çelik ERENGEZGİN