“MİMARLIĞIN BİYOLOJİK SORUNLARI..

24 Temmuz 2000            

Mimarlığa “Biyolojik Bir  Yaklaşım” başlıklı makalemde “Elektroiklimsel sorunları” gündeme taşımaya çalışmıştım. Ve “hepsi bu değil, devam edecek!” demiştim hatırlarsanız.. Elektriğin varlığı ile hayatımıza giren nimetler ve denetimsiz kaldığında doğurduğu sorunlar gerçekten bitmek bilmiyor. Son günlerde “cep telefonu baz istasyonları” ile aktüel gündeme düşen konu, kamuoyunu şöyle bir çalkaladı.. Ölümcül sonuçları tartışıldı ama, bir futbol maçı sonucu kadar etkisi oldu mu zihinlerde, bilemem.. Ben de maç anlatmasını hiç bilemem. Onun için affınızı diliyor ve mimarlığın biyolojik sorunlarına tellallık yapmaya devam ediyorum..

Yıldız Üniversitesinden Doçent Dr.Ayşe BALANLI’nın yönetiminde yaptırılan, Mim. Ahmet Hakan TOPAR’ın  Yüksek Lisans Tezinden (s: sayfa numaraları ) ve italik harflerle alıntılar yaparak ve onlara teşekkürümüzü yineleyerek, üstümüze vazife saydığımız konuya dönelim yavaş yavaş. Ara sıra dayanamayıp sesimi yükselttiğim bölümlerde radyonuzun sesini kısabilirsiniz.. Fakat ayar düğmesi ile oynamayın derim.. Hayatımıza yüklediğimiz risklerin bir bölümünden kurtulma şansımız hala var.. Yeter ki hepimiz aynı kanalda buluşmayı becerelim.. Çünkü o zaman, bizi dinlemeyenlere de ulaşmaya gücümüz olacak..

KALDIĞIMIZ YERDEN..

Biyolojik yapımızı etkileyen şeylerin tümü, çevremizde “biyoiklimsel” bir alan oluştururlar. Denetimsiz kaldıkları sürece sağlığımızı etkileyecek boyutlara kolayca ulaşabilecek bu alanı en çok etkileyen faktörlerden biri de bu makale kapsamında incelemeye çalıştığımız, elektrik ve türevleri..

“Elektroiklimsel kirliliğin etkileri, değişik bilim dallarınca incelenmektedir. Elektrik ile canlılar arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı; “Elektrobiyoloji”, onun bir alt disiplini ise “Elektrofizyoloji”dir.  Elektrofizyoloji; elektriksel oluşumların, canlıların hücre, doku veya organlarının görevlerini nasıl etkilediğini inceleyen bilim dalıdır. Hastalık yapıcı elektriksel oluşumları inceleyen bilim dalına ise “Elektropatoloji” denir” (s:47)

“İnsan ve elektroiklimsel kirlilik ilişkisi, doğal ve yapay oluşumlar için ayrı boyut ve özelliktedir. Doğal elektroiklimsel kirliliğin insanları etkilediği çok seyrek görülmektedir. Doğal etkilerden ancak çok duyarlı ve nörolojik hastalığı olan insanlar etkilenirler. Bu oluşumlar insan sağlığında kalıcı izler bırakmaz. İnsan vücudu bu alanlara karşı kendisini korumayı daima başarmıştır.”(s:48)

“Dünyanın doğal nabız atışı” olarak da ifade edilen 10 Hz’lik elektriksel alanlar, ancak hava değişimlerinde şiddetini arttırır. Yapılan ölçümler sonucu, beyindeki akımların aynı frekans aralığında olduğu tespit edilmiştir.” (s:56)

Bu arada, kendi yarattığımız yapay etmenler ile doğanın dengesini bozan yine biz isek, ortaya çıkan elektroiklimsel kirliliğinin “doğaldır !” diye bizi etkilemeyeceğini düşünmek hayli safdillik olur. Bu aymazlığı ancak “Kendim ettim kendim buldum” özdeyişi açıklar..

İNSAN SAĞLIĞINA NELER OLUR ?

“Elektrik, manyetik ve elektromanyetik alanlar ile iyon dengesizliği, ozon fazlalığı ve gürültü gibi dolaylı kaynakların insan sağlığına etkisini aşağıdaki başlıklarda toplayabiliriz :

- Dikkat toplamada güçlük
- Baş ağrısı
- Güçsüzlük duygusu
- Sinirlilik
- Korku, ürküntü
- Kalp rahatsızlığı
- Bağışıklık sisteminin zayıflaması
- Hormon bozukluğu
- Beyin fonksiyonlarının etkilenmesi
- Hamilelerde erken doğum ve ölüm riski
- Genel uyku bozukluğu
- Yüzeysel uyku
- Boyun kaslarında şiddetli ağrılar
- Sabahları yorgunluk
- Ruhi çöküntü (depresyon)
- Denge bozukluğu
- Metabolizma bozukluğu
- İktidarsızlık
- Beyin tümörü riski
- Lösemi riski” (s:53)

Listeyi sonuna kadar okuyabildiyseniz içinizin karardığına eminim. Ayrıca bütün bunların nedenini sadece “elektroiklimsel” kirliliklere bağlamak size biraz abartılı gelmiş olabilir.. Evet bu konuda haklısınız. Yaşam süresince, kendi ellerimizle hazırladığımız hastalık yapıcı ortamlar sadece bundan ibaret değil.. Daha birçok etmen, patolojik sonuçların doğmasını hazırlıyor ve hızlandırıyor.. Ne var ki, ölçülebilen değerler ve klinik bulgular, yukarıdaki listenin oluşmasında “elektriğe bağlı” kirliliklerin önemini şiddetle vurgulamakta..

Belki yine bu etkilerle, dikkatimizi toplamakta güçlük çeker ve daha önce etkilenen beyin fonksiyonlarımız yüzünden sağlığımız lehinde karar almakta zorlanabiliriz. O zaman yapacak bir şey yoktur, bizi sevenlerin arkamızdan üzülmesinden başka !..

YAPTIKLARIMIZ VE SONUÇLARI..

“İnsan sağlığını etkileyen, daha çok “doğal” alanlara benzemeyen “yapay” elektroiklimsel oluşumlardır. İnsan vücudu belirli bir süre düşük şiddetteki elektroiklimsel kirliliğe direnmektedir. Ancak uzun süreli etkilenmeden sonra vücut, direncini kaybetmekte ve ilk sağlık sorunlarının belirtileri ortaya çıkmaktadır. Şiddetli kirlilik daha ilk etkilenme sürecinde bazı rahatsızlıklara sebep olur. Uyku düzensizliği, yorgunluk, baş ağrısı gibi rahatsızlıklar ciddi bir kirliliğin etkileridir. Yoğun elektroiklimsel kirlilik, uzun etkilenme süreci sonunda kanser, sakat doğumlar gibi tedavisi zor hastalıklara neden olabilir..” (s:48)
“Elektroiklimsel kirlilikten kaynaklanan sağlık sorunları, etkinin alan şiddetine ve etkilenme süresine bağlıdır. Akut ve kronik sorunların başlıcaları ; gerginlik, baş ağrısı, yorgunluk, uyku bozukluğu, iktidarsızlık ve libido eksikliğidir.” (s:52)

“Yüksek elektromanyetik alan şiddeti etkisi altında kalan insanlar arasında en yüksek risk grubu; vücudunda birleştirici metal parçalar ve kalp pili taşıyanlar, yüksek tansiyon, trombosit, emboli ve hemofili hastaları, ağır sinirsel rahatsızlığı olanlar, multiplersikleroz, noroloji ve nöroşirurji hastaları, felçliler ve metoorolojik etkilere duyarlı insanlardır.” (s:52)

“Lösemi, kanda aşırı miktarda akyuvar oluşumu ile gelişen bir hastalıktır. Elektroiklimsel kirliliğe karşı duyarlı olan ve tahriş edilmiş kemik iliği, aşırı miktarda, farklı tipte akyuvar üretir. Bu yüzden elektroiklimsel kirliliğin lösemi oluşumunu doğrudan etkilediği belirtilmektedir” (s:55)

“Kandaki alyuvarlarda bulunan hemoglobin, çok miktarda oksitlenmiş demir moleküllerine sahiptir. Ayrıca alyuvarlar da oksijen taşımaktadır. Demir ferromanyetik, oksijen ise paramanyetik maddedir. İnsan vücudundaki demirin % 65’i hemoglobindedir. Sonuç olarak kanda elektromanyetik alanlardan etkilenebilecek bu kadar çok madde varken, bu alanların solunum ve dolaşım sisteminde kanser oluşumunu veya gelişimini hızlandırabileceği düşüncesi kaçınılmazdır.”
( s:55)

“Yüksek oranda su içerdiğinden, beynin iletkenliği çok yüksektir ve elektromanyetik alanlardan kolay etkilenir. 4 nT gibi çok düşük manyetik alan şiddetinin bile beyindeki akımları etkilediği gözlenmiştir. Daha şiddetli alanlar ağrılara ve kramplara yol açmaktadır.” (s:56)

“Erken bunama olarak bilinen Alzheimer hastalığı, giderek azalan dikkat, bunama, geçici hafıza kaybı ve dalgınlık gibi bulgular ile tanınmaktadır. Nobel ödüllü Alman bilim adamları Bert Sakmann ve Erwin Neher, yaptıkları araştırmalarda, çok şiddetli elektromanyetik alan etkisi altında çalışan insanlarda Alzheimer hastalığına benzer rahatsızlıkların meydana geldiğini ispat etmişlerdir.” (s:57)

HORMONAL SORUNLAR..

“Çok düşük elektromanyetik alan şiddeti etkisi altında kalan insanlarda bile “melatonin” düzeyinin düştüğü görülmüştür. İnsanların uykuya ve uyanmaya hazır olduğunu belirleyen melatonin düzeyinin % 30 düşmesi şizofreni, depresyon ve paranoyaya yol açmaktadır. Normal veya yüksek melatonin düzeyinin ise kanser oluşumlarını yavaşlattığı görülmüştür.” (S:58)

“İyonlaşmış havadaki negatif iyonlar, insan vücudundaki “serotonin” hormonunun artmasına, iyon dengesinin bozulması ise azalmasına neden olur. Deniz ve çağlayan kenarlarında ve iyi havada artan negatif yüklü iyonlara  bağlı serotonin;  insanların kendilerini dinlenmiş ve iyi hissetmelerini sağlayan hormondur.” (s:59

NELER BİZİ ETKİLER ?..

Örneğin, “Trafo istasyonları çevresinde, genelde çok şiddetli etki alanları oluşur. Buna alternatif manyetik alanlar denir. Trafo istasyonlarına 10 m den daha yakın mesafede yaşayan insanlarda ciddi hastalıklar gözlenmiştir.” (s:33)

“Trafo istasyonları içten, levha biçiminde elektriksel ve manyetik iletkenliği çok yüksek gereçler ile maskelenmelidir.”  (s:75) Yapı dışında elektriksel iletkenliği yüksek gözenekli ağlar uygulanabilir. Maskeleme mutlaka topraklanmalıdır.” (s:75)

“Yıldırımlara karşı iyi bir önlem olan paratoner, doğal elektrik alanlarına karşı da oldukça etkilidir. Topraklama kablosu yapının dışından geçiyorsa, mümkün olduğu kadar yatak odası veya insanların uzun süre kullandıkları mekanların cephelerinden geçmemelidir. Kablo, yapının içinden geçiyorsa, tesisat bacası sık kullanılmayan mekanlarda olmalı ve baca içten çepeçevre maskelenmelidir. Paratoner ve kablonun yapının hiçbir metal ürünü ile bağlantısı olmamalıdır. Ayrıca topraklama levhası, çok yüksek iletkenliği olan toprak katmanlarında olmalıdır.” (s:79)

“İstanbul, Ümraniye’de 380 KV’luk yüksek gerilim hatlarının çevresinde yapılan bir araştırmada, göz bozukluğu, uykusuzluk, halsizlik, gerginlik ve baş ağrısı gibi hastalıkların ikinci ve en çok beşinci ikamet yıllarında başladığı gözlenmiştir” (s:53)

“Ayrıca yüksek gerilim hatlarının çevresinde meydana gelen ozon, insanlar için zehirleyici bir gazdır. (s: 73) “Tüm yüksek gerilimli elektrik sistemlerinin yakın çevresinde kesinlikle oyun alanları, kreşler veya açık spor tesisleri yapılmamalıdır.” (s:73) Önlem olarak; “Yapı ile yüksek gerilim hattı arasına, sık aralıklarla dört mevsim yaprak dökmeyen ağaçlar dikilebilir.” (s:74)

Ortasından yüksek gerilim hattı geçen yüzlerce mahalle, binlerce ev ve yüz binlerce insanımızı defterden sildik mi yoksa ?..

Olumsuzluklar dış mekanlarda kalmaz, evimize, yatak odamıza kadar girebilir. “Bir müzik sisteminin hoparlörleri çok şiddetli bir manyetik alana sahiptir. Yatak odasında, yatak başında yüksek çıkış gücüne sahip bir hoparlör, uyku sürecinde bütün sinir sistemini olumsuz etkileyebilir.” (s: 41)

“Müzik setlerinde kullanılan hoparlörlerden en az iki metre uzak durulmalıdır. Yatak odasında baş ucunda demirden herhangi bir yapı ürünü olmamalıdır. Yatak içindeki demir ve çelik yaylar önemli bir statik manyetik kirlilik kaynağıdır. Uzun süre kullanılan mekanlarda olabildiğince
ferromanyetik yapı ürünleri ve mobilyalardan kaçınılmalıdır.” (s:81)

“Televizyon ve bilgisayar gibi ekranlı aygıtların yakın çevresinde çok geniş bir frekans bandında elektroiklimsel kirlilikler oluşmaktadır.” (s:44) “Ekrandan en az 50 cm mesafede çalışmalı, yoğun elektrostatik ve ELF alanı (Çok düşük frekanslı alanlar) oluştuğundan özellikle arka taraflarında kesinlikle bulunmamalıdır.” (s:89)

Masamızdaki bilgisayarın hemen arkasına oturttuğumuz misafirlerimize bundan daha büyük bir kötülük yapamayacağımızı düşünelim ve çalışma ortamımızın yerleşimine bu bilgi ile tekrar bir göz atalım isterseniz !..

“Çok uzun süre floresan lamba ışığı altında çalışan insanlarda, yorgunluk, sinirlilik, gerginlik ve göz yanması gözlenmiştir. Bu rahatsızlıklara neden olarak, armatürün balastının yaydığı manyetik alan ve ışığın 50 Hz frekansı ritminde yanıp sönmesi gösterilmiştir.” (s:53) “Ayrıca bu tip lambalar strotoskopik ışıldama etkisine sahiptir ve görme bozukluğuna yol açabilmektedir.” (s:43)

Yurt genelinde milyon m2 yi aşan, floresanla aydınlatılmış, sanayi ve işyeri ağırlıklı alanların yatırımcı ve işletmecilerinin diş gıcırtılarını duyar gibiyim.. Kötü aydınlatmanın randıman düşüklüğünü hesap edebilselerdi dişlerini de çalışanlarını da kurtarabilirlerdi oysa..

“Yeraltından yapı içine döşenen doğalgaz ve su iletim sistemleri, aynı doğrultuda veya kesecek biçimde elektrik sistemi ile karşılaşıyor ise “eddy akımları” nedeni ile yapay elektroiklimsel kirlilik kaynaklarına dönüşebilir. Kalorifer sisteminin düşey ve yatay boruları, elektrik sisteminin kolon hattı yakınından geçiyor ise, tüm kalorifer sisteminde de elektroiklimsel kirlilik yaşanabilir..” (s:44) “Elektrikli sistemin metal borularla kesiştiği bölgelerde, uygun noktalarda, iletken olmayan plastik ara parçaları ile elektrik devresi kesilerek ek bir önlem alınabilir.” (s:93)

“Yapay kirliliğin insan vücuduna başka bir etkisi daha vardır. Buna termik etki denir. 30 KHz den büyük yüksek frekanslar insan vücudunda su moleküllerinin birbirine sürtünmesinden kaynaklanan termik bir etki oluşturur.” (s:52)

“Negatif veya pozitif yüklü iyonlar, elektrostatik çekme etkisi ile havadaki sıvı veya katı parçacıkları barındırmaya başladıklarında büyük iyonlar oluşur.” (s:102) “Yapı içinde oluşan büyük iyonlar yapı içini kirletmektedir. Bunlar genelde pozitif yüklü veya nötr olan doğal yapı ürünleri ile dengelenebilir ve insan sağlığını olumsuz etkilemesi önlenir. Doğal hasırlar, ahşap yapı ürünleri ve doğal dokulu kumaşlar bu görevi üstlenir. Ürünlerin dayanımını arttırmak için kullanılan polyester gibi malzemelerden kaçınılmalıdır. Çünkü bu malzemeler havadaki iyon dengesini bozabilmektedirler..” (s:78)

“Meydana gelen doğal iyon yoğunlukları, oluşum devresinde denetim altına alınmalıdır. Yapı içinde negatif iyonların azalması durumunda hava filtrelerindeki “iyonizatörler” ler veya yapı dışından sağlanacak hava akımları ile iyonlar dengelenir.” (s:78)

“Cam yünü levhaların bir yüzü alüminyum folyolardan oluşuyor ve topraklanmamış ise, yakın çevreden geçen bir yüksek veya düşük gerilim hattının neden olduğu elektromanyetik alanın etkisi altında kalınabilir. Alüminyum levhalar bir anten gibi çalışarak yapı içindeki elektro iklimi olumsuz yönde etkileyebilecektir” (s:44)

Bu açıklamadan ayrıca, alüminyum panel çatılara kurtarıcı gibi dört elle sarılırken, alınacak önlemleri unutmamak, gereken topraklamaları yapmak zorunda olduğumuz da anlaşılmaktadır.

“Manyetik alanlara karşı üç türlü önlem alınır :

1- Manyetik alanlar ferromanyetik gereçler ile yönlendirilir.
2-Yönlendirilemeyen manyetik alanlar tamamen maskelenir.
3- Manyetik alanın, insan sağlığını olumsuz etkileyemeyeceği bir emniyet mesafesi belirlenir” (s:80)....

Anlatacak daha neler var !.. Sabrınızı taşırmamak için şimdilik yine bu kadar..

NE YAPMALIYIZ ?..

Önceki makalede de bunda da bir sürü önlem sıralanmış durumda.. Yani, davul zurnaya ihtiyaç duymayacak kadar ürpertici etkilerden kurtulmak yine de bizim elimizde..

Elektrik alanı, manyetik alan, elektromanyetik alan !.. Bunlar bizi doğal ve yapay olarak etkilemekte. Doğal olanlarla baş edebilen bünyemiz, yapay olanlar karşısında teslim olmakta.. Başımıza gelen yüzlerce musibetin nedeni, kendi elerimizle hazırladığımız, elektrik enerjisi kullanan göreceli konfor unsurlarının sonucu.. Yani düştüğümüz; kendi kazdığımız kuyu !.. En son söylenecek sözü şimdi söyleyelim ki mesaj yerine ulaşsın. Elektriğin ya da elektroniğin denetimsiz ve bilinçsiz kullanımı sonucunda belki görsel bir lükse ulaşmakta, fakat bununla sonumuzu da hazırlamakta, adeta kendimize ipekli bir kefen biçmekteyiz !..

“Bu risklerle hiç karşılaşmamanın yolu; elektriği hiç kullanmamaktır” dersek, onun tüm yararlı sonuçlarını da inkar etmiş, bir başka deyişle “kaş yaparken göz çıkarmış” oluruz.. Tüm sorunlarına rağmen, şu anda kullandığım bilgisayarın, bu makaleyi toparlamama ve ulaşabildiğim her yere iletmeme katkısını yok saymak olası değil.. Belki de sorgulamam gereken, karşılığında nasıl bir bedel ödediğim ve buna değip değmediğidir.. Ama bu, farklı bir tartışma konusudur..

Mum ışığında oturmanın romantizmini seviyor ve kabul ediyorum. Fakat yukarıda da söylediğim gibi dikkati çekmek istediğim şey o değil. Elektriğin, üretiminden kullanımına tüm denetimin ciddiyetle önemsenmesi ve koruyucu tedbirleri alınmamış hiçbir aletin ya da ampulün prize takılmaması gerektiğini hatırlatmaya çalışıyorum..

Farkında iseniz, elektriği olmazsa olmaz bir medeniyet unsuru sayıp “kendisini” değil sadece “elde edilme yollarını” tartışıyoruz. Şimdilik sağduyunun galip gelerek nükleer cinsinden vazgeçildiği günlerde, doğrudan kendisini suçlar gibi olmak eminim yadırganacaktır. Çağlar boyu enerji kaynaklarını daima dışında arayan insanlığın dramıdır bir anlamda bu.. Zihinsel güçlerin ve enerjilerin keşfedildiği gün, hem mevcutları kullanırken düştüğümüz vahim hatalardan kurtulmak, hem de yeni güçlerle yepyeni olanaklar elde etmek mümkün olacaktır..

Belki de o gün, elektriği beyin dalgalarımıza ve doğal frekanslara uyumlu hale getirebilmek ve bizi, bu nimeti kullanırken biyolojik bedel ödemekten kurtarmak hiç de zor olmayacaktır..

Bu yazıyı, kalan huzurunuzu da kaçırmak için yazmadığıma emin olabilirsiniz. Sadece gaflet uykusunu biraz kısa kesmek gerektiğini vurgulamak istedim. Yoksa sıhhatli uykulara hiç kavuşamayacağız..

Y.Mim. Çelik ERENGEZGİN