SİZLER VE BİZLER!

“OLASI İŞVERENLER ! 

YANİ HEPİNİZ

VE BİZ MİMARLAR ..”

15 Eylül1998

Bilim adamları, işçiler, memurlar, doktorlar, kimyagerler, iş adamları, ev hanımları.. Yani

sizler !.. Yaşamınızı sürdürebilmek için BİR MEKÂNA İHTİYACINIZ OLDUĞUNU KABUL EDERSİNİZ HER HALDE.. Bu mekânın ; ihtiyaçlarınızı karşılayan ve duygularınızı okşayan bir yer olması da kuşkusuz özleminizdir.. Biz mimarlara olan gereksinim işte bu sırada ortaya çıkar.. İnsanların, ( bazı özel koşullarda ve bir ölçüde ) kendi evlerini yapma gayretleri dışında diğer yaşam mekanlarını farklı bir meslek grubunun  mimarlar ve ardından mühendislerin  bilgi, görgü ve insafına bırakmaları, adeta yaşamsal bir zorunluluktur. 

 

Buna karşılık “Yuvanızı yapmak !” azmi ve kararı ile yola çıkmış olan biz mimarlar, güzel ve sıcak bir yuva yerine dünyanızı karartan bir “kabus !” inşa ettiğimizde kabahati acaba kim üstlenir dersiniz ?. Doğaldır ki hiç

kimse !.. Genellikle iki taraf da birbirini suçlar. Mimar sizin; eksik bilgi, az para, kısa süre verdiğinizi söyler. Sizler de inşa etmenin ; eldeki olanaklarla en iyi mekanı elde etmek olduğunu ileri sürer projeyi yapanları suçlarsınız. İşin ilginç tarafı nedir biliyor musunuz ?  “Herkes haklıdır !..”

 

YOKSA SORUMLULUĞU

PAYLAŞMALI MIYIZ ?.. 

 

“Biz işveren değiliz ki !.. Evimizi veya işyerimizi yapanlar ne fikrimizi sordu ne de malzemeyi biz aldık.. İşi alan ve yapan var ama işi veren biz değiliz !.. ” diyebilirsiniz.. Evet hukuken sorumlu değilsiniz.. Ama insani değerler ve sonuçları açısından hiç birimiz sorumluluktan kurtulamayız. Bizler ; sizin “gerçek işveren” o kurtulamayız. Bizler ; sizin “gerçek işveren”

olduğunuzu unuttuğumuz için, sizler de; 

işin “gerçek sahibi” olduğunuzu görmezden geldiğiniz için, sorumluluğu paylaşmak zorundayız.. Çünkü, herkesin haklı göründüğü bir davada belli ki suç da müşterektir..

 

Bir “takım elbisenin” zevkinizi okşamaması veya bedeninin büyük gelmesi halinde ondan kurtulmak çok zor sayılmaz.. İş dünyanızı ve aile hayatınızı etkileyecek boyutlara varmadan bu sorunu çözmeniz olasıdır.. Değiştirmek, küçültmek, hediye etmek, yenisini almak gibi seçeneklere sahipsinizdir. Fakat hayatınızı ortalama 20 yıl etkileme gücüne ve ekonomik boyuta sahip binalardan vazgeçmek ve varsa kötü etkilerinden sıyrılmak pek kolay olmaz. Bu “yumurta küfesini” özenle ve sırtımızdan indirmeden taşımak zorunda kalırız.. Peki bir elbise seçerken veya sipariş verirken gösterdiğimiz özeni, yapılara, son sürat inşa edilmekte olan çevremize karşı gösteriyor muyuz ?..

 

Diyelim ki toplumda, inşa edilen çevreye verilen önem, henüz doğal çevreye gösterilen duyarlık seviyesine ulaşamadı. Acaba “işveren” diye tanımladığımız, parayı bastıran ve binayı yaptıran   “hukuki işverenlerimiz” bu duyarlığı gösterebiliyor mu ?.. Mimarla olan münasebetleri ne kadar insani boyut ne kadar bilimsellik ne kadar ekonomik yaklaşım içermektedir ?? .. Cevabı hiç merak etmeyin isterseniz. Bu işlere karne vermek gerekse idi hepimiz sınıfta kalırdık..

Bu yazıyı, ortaya söylenmiş meslek dışı bir sohbet sanacak meslektaşlarımın, yine de yapılacak tespitlerden kendilerine pay çıkarabileceklerini hatırlatmama sanırım gerek yok !.. 30 yıldır  bu ve benzeri sorunlarla boğuşan bir arkadaşları olarak düşünmenin ve şöyle bir silkelenmenin yararı olur diye düşünüyorum ..

Okullarımızda nedense hayatın bu yüzü görmezden gelinir. Mezun olan gencin önünde eğitilmiş ve sorunlardan arıtılmış işverenler ve anlayışlı kullanıcılar kuyrukta beklemektedir sanki !.. Üstelik genç mimarın hizmet vereceği kesimle kurması gereken diyalog biçimi hakkında annesinden doğarken tüm deneyimi kazandığı var sayılır.. İki taraf da birbirini tanımadan, oyunu prova bile etmeden sahneye çıkar. Ve oyuncuların da seyircilerin de memnun kalmadıkları bir eser sergilenir.. Örnek mi ? Çevrenize şöyle bir bakın !..

İşin garip yanı, birbirini “tanımama” eylemi ısrarla sürdürülür. Her yeni iş yeni bir provasız oyun olur. Çünkü taraflar birbirini tanımamakta ve isteklerini tanımlayamamakta ısrarlıdırlar ..

Bir mimari eylemin üç ana etmeni vardır : PROJEYİ YAPAN, İŞİ YAPTIRAN ve YAPIYI KULLANAN.. Bunlardan birini aradan çıkarmaya kalkın, ortada mimarlık adına hiçbir şey kalmaz.. Tam burada biz bize bir itirafta bulunalım: Kağıt üstündeki muhteşem projelerimizi ve söylemlerimizi lütfen hayatın gerçekleri ile karıştırmayalım. Onlar bizim iç gelişmemizi sağlarlar.. Fakat malum ;         “at resmi çizerek yarış kazanılmaz ! ”. Evet bu bir yarıştır. İnsanlık adına kazanmak zorunda olduğumuz bir yarış !.. Kazanmak için gerçek bir ata , onu besleyen kişilere ve koşacağı piste ayrıca seyircinin isteğine ve desteğine gereksinimiz vardır..

Özetle bu yazının amacı ;                  YAPAN ,YAPTIRAN VE KULLANAN üçlemesini irdelemek,

  1. Tüm kullanıcıların aslında işveren olduğunun bilinci,

 

  1. Hukuki işverenlerin gerçekte taşıması gereken sorumluluğun bilinci ve
  1. Mimarların bu toplumsal ve hayati gereksinime çözüm getirmek zorunda olduğunun bilincini anımsatmak ve tartışmaya açmaktır..

 

1- KULLANICILAR, SANAL İŞVERENLER YANİ SİZLER !..

Kiracı iseniz eve giderken, ev sahibiniz  “Ahmet beyin evine” mi  yoksa “bizim eve” mi gidiyorum dersiniz ?. Ev sahibi iseniz “müteahhit Mehmet beyin evinde” akşam yemeğe bekliyorum mu dersiniz yoksa akşam “bize” buyurun mu dersiniz ?.. Hatta, işyerinize giderken,  “Patron Rahmi beyin bürosuna” mı , yoksa “bizim büroya” yada
“işyerime” mi gidiyorum  dersiniz kısaca ?..

Evet ; o mekan geçici de olsa sürekli de olsa, içinde yaşıyorsanız sizindir. Sizle özdeşleşmiştir. O yüzden orası “sizin” evinizdir, “sizin” işyerinizdir, “sizin” okulunuz “sizin” kentinizdir.. Bu sahipliğinizi elinizden alabilecek hiçbir güç yoktur..

Aslen sizin olan mekanın oluşumuna ne kadar katkıda bulunabildiğinizi sormasam daha iyi olur.. Oluşum sırasında genellikle hatırınızı soran olmayınca, Karadenizli hemşerimiz Temel gibi “o mimar beni tanımaysa ben de onu tanımayrum !” deyip köşenize çekiliyorsunuz gibi geliyor..

Bireysel ilişkilerde, iyi bir terzinin tüm ölçülerinizi alması ve birçok prova ile bu ölçüleri oturtması örneğini mimaride yaşama olasılığı yüksektir. Fakat toplu yerleşimlere sıra geldiğinde, toplum adına karar yetkisi, donanımına bakılmaksızın “mimar” denen kişiye adeta terk edilir.. Üstelik mimarın sorumluluğu mekanın içinde yaşayacak insan sayısı kadar artmıştır..                  

Buna karşılık, yaşadığım toplu yerleşim projesi örneklerinde “sorumluluk örneği olması ümidi ile” kendi hazırladığım 300 soruluk  anketin, önce kooperatif yönetim kurullarınca ; “işi zora koşmak, üyeleri uyandırıp ! gereksiz tartışma  açmak” şeklinde algılandığını söylemem gerekir. Bu engeli aşıp, “haydi ! kendi evinizin oluşumuna katkıda  bulunun !” çağrısı ile kendilerine sunulan anketi, birçok hatırlatmanın ardından çoğu boş bırakılmış cevaplarla “hatır için” doldurup verenlerin sayısı, üzücüdür ki % 90 ı bulmaktadır.

Boş vermişlik diz boyudur.. İçten cevap verenlerin oluşturduğu ortalama sonuç, diğerlerinin yaşamını ister istemez belirlemektedir.. Böyle bir sorgulamaya başvurulmayan durumları, mimarın sorumluluğu faslında gözden geçireceğiz.. Fakat “talep etmemekle” siz de suça iştirak etmektesiniz ona göre.. Altı ay giyeceğiniz bir elbiseyi alırken gösterdiğiniz titizliği yirmi yıl kullanacağınız mekana karşı göstermemeniz affedilemez..

Bir gün, sekiz on yakınınız ile konut sahibi olmaya kalktığınızda ya da  büyük bir yerleşimde daire edinmeyi düşlediğinizde sorumluluğunuzu hatırlayın ve bizimkini de hatırlatın !.. Henüz yapılmayan projenin oluşumunda katkınızı sağlayacak , isteklerinizi belirleyecek çalışmanın mimar tarafından yapılmasını isteyin. Ardından bu isteklerin proje üzerindeki sonuçlarını izleyin. İnşaat başlayana ya da ruhsat alınana kadar bazı şeylerin değişebileceğini bilin..Yeter ki istekleriniz tutarlı ve zamanında iletilmiş olsun.. Mimarın görevi ; istekleriniz ve mesleğin gerekleri arasında uzlaşma sağlamaktır. Size rağmen sizin adınıza karar yetkisi kimseye verilmemiştir.. Şikayete hakkınız olabilmesi için, lütfen % 90’lık oranın dışına çıkmaya çalışın..

Toplu yerleşimlerde, bir anlamda “işveren” olduğunuzu düşünün.. Ayrıca kendi evinizin “aday mimarı” sayılırsınız. Asıl parlak
sonuç ; siz “aday”  mimarların ve  bir “koordinatör mimarın” beyin fırtınası yaratarak alacağı sonuç olacaktır.

2- HUKUKİ SORUMLU, YATIRIMCI İŞVERENLER..

Bireysel temas olanağına sahip sayın özel işverenlere gelince.. Sizlerin de ne istediğinizi biliyor olmanız aynı önemdedir. İşe başlamadan mimarla oturup ; bu işe ayırdığınız bütçeden, yapıdan beklediğiniz işlevlere, taşıyıcı sistemden, kullanılması düşünülen malzemelere kadar olabildiğince çok ayrıntıyı proje aşamasında görüşün. Eğer bu işe ayıracak zamanınız gerçekten yok veya bir plana bakıp, onu binanın ön görünüşü sanacak kadar konuya yabancı iseniz ( ki bunda ayıplanacak hiçbir şey yoktur, örneğin ben de aspirin dışında hiçbir ilaç ismi bilmem..) İşinizin sağlığı için; bu işten anlayan, bilgisine ve zevkine güvendiğiniz bir yardımcı bulun ve mimarla onu muhatap edin. Bu davranışınız hem işinizin, hem sizin, hem de mimarın sağlığına iyi gelecektir inanın !..

“Ben bu işten anlamam !” diyerek her şeyi mimara bırakıyor gibi görünüp, sonradan “bu kolonda ne kadar çok demir var ?” gibi cevabı mimarda olmayan sorular sormak yerine, güvenebileceğiniz bir mühendis bulun ve gerçekten güvenin.. Veya 2m ye 2m, beton perde ile inşa edilmiş bir asansör çukuruna bakıp, “ben burada 12 kişilik şeffaf bir asansör istiyordum !” gibi sürpriz açıklamalarda bulunmayın lütfen beton döküldükten sonra..

Size kağıt üzerinde bir takım taslaklar sunulmadan, açıklığa kavuşması gereken bir çok sorun vardır. Proje sırasında da ortaya yeni sorunlar çıkar.. Bunların tümü önceden tartışılmalıdır. “Hele bir inşaat başlasın icabına bakarız !” anlayışı sadece para ve zaman kaybettirir.. Ne zaman ki inşaat başlar artık adeta “eser” sahneye konmuş sayılır .. Oyuna müdahale edilmez, edilmemelidir..

Bu tür işlerin başında, “ben bitmiş halini görmeden nasıl olacağını anlayamıyorum” yaklaşımı, tutarlı bir yaklaşım değildir. Ya ; bu görüşü olan birisini işin başına getirmek ya da zevkine ve mantığına güvendiğiniz mimara sonuna kadar itimat etmekle iyi bir proje ve iş yaptırabilirsiniz. Bu güne kadar yaşadığınız; sorun çıkmasın diye her şeye evet diyen mimar, müelliften kopuk kalfa müdahalesi ve yetersiz teknik eleman katkısı ile aldığınız kötü sonuçlar, ileri sürdüğüm fikri çürütmez aksine destekler.. Çünkü bence sonuçları belirsizlikle dolu “haftalık müdahaleler” ve “patron söyledi, mutlaka haklıdır !” mantığı ile verilen zoraki destekler sonucunda işler, sizi bıktıracak kör düğüm noktasına doğru hızla yaklaşacaktır.. Üstelik işin sonunda sizi de tatmin etmeyen sonuca neden olanı bulmanız olanaksız hale gelecektir.

Bence dikkat edilmesi gereken konular şu birkaç kalemde özetlenebilir :

    1.  İşin programı ve beklentilerinizin “başlangıçta” çok açık bir biçimde dile getirilmesi gerekir.

 

    1. Mimarınızı seçerken, kendisini ; meslek anlayışı, dünya görüşü ve kültürel konumu ile irdeleyip, manevi sorumluluğun “güvenilir kişi”

      olarak itimatla teslim edilmesi doğru olur.

    1. Bir yapı ; önce MİMAR, sonra da İNŞAAT MÜHENDİSİ, MAKİNE MÜHENDİSİ ve ELEKTRİK MÜHENDİSİ gibi teknik elemanların koordineli çalışması ile oluşur. Mimar dışındaki teknik elemanları yine işin başında seçmelisiniz. Ya da bu görevi ve sorumluluğu mimara vermelisiniz. Sizin seçmeniz ve anlaşmanız halinde önemle gözetmeniz gereken şey, bu elemanların mimarla uyumlu çalışabilecek nitelikte olmalarıdır..

 

    1. Gerekirse, işten anlayan uzmanların yardımı ile projenin incelenip “kesin onay”verilmesinden sonra hayati nedenler dışında proje tadilatına gidilmemelidir.

 

    1. Özellikle inşaat sırasında, haklı haksız “her türlü” yapısal  müdahaleden, büyültmeden, küçültmeden, estetik olduğu sanılan düzeltmelerden kesinlikle kaçınılması şarttır.

 

    1. Proje süresinden inşaat süresine kadar tüm süreci takip edecek yetkili ve bilgili bir “yardımcınızın işi üstlenmesi”, sorunları size gelmeden çözmesi, işinizi çok kolaylaştıracaktır. Bu kişiye ayrılan paranın genel yatırımın sigortası olduğundan ve size kar olarak geri döneceğinden emin olun..
    1. Müelliflerin özel bir talebi yoksa, teknik uygulama sorumlusu (T.U.S.) ve şantiye görevlisi tercihen aynı kişiler olmalıdır. Çünkü fiilen işin başındaki elemanın, sorumluluğu alması mantıklıdır ve pratik değer taşır. Güvenilir teknik elemanların bulunması ve onları “tatmin eden koşulların” sağlanması ile başarılamayacak yapı sorunu yoktur..

 

    1. Asgari ücret tarifesi aslında ülkemizde büyük çoğunlukla azami ücret tarifesi olarak iş görür. Pazarlıklar nedense hep asgari denen tarifenin altında yapılır. Bu kıyasıya pazarlığa gözünü karartıp giren ve boyunu aşan tavizler veren mimar ve mühendislerden işverene yarar geldiğini doğrusu hatırlamıyorum.. Çünkü başlangıçta kurtarılmaya çalışılan para, yatırımın  % 1-2 si mertebesinde kalmakta, buna karşılık yatırımın % 98 i tehlikeye atılmaktadır. Size ayırdığı zamanın karşılığını tam olarak alamadığı için başka işlerle ağarlık vermek zorunda kalan elemanın sorunları da artık     “sizin !” sorununuz olmuştur..

      Hak edeni bulmak ve hak
      ettiğini vermek en sağlıklı yoldur..

İşte size “sihir !” olmayan fakat sonuçları sihirli gibi etkili sekiz tavsiye.. Denemenizde yarar olduğunu düşünüyorum.

Sayın yatırımcılar ! Bu tavsiyeler, bir hakkın elinizden alınması değil, sadece o hakkı “ne zaman ?” ve “nasıl ?” kullanmanız gerektiğinin hatırlatılmasıdır.. Harcayacak çok paranız ve zamanınız varsa, eski usul yöntemlere ve her gün her şeye karışmaya devam edin.. İş çıkmaza girdikçe “Ben hiçbir şeyden çekmedim bu inşaattan çektiğim kadar” şarkısı eşliğinde, kendiniz haricinde tüm teknik kadroyu, hatta kalfaları, düz işçileri ve inşaatın bekçisini suçlayabilirsiniz.. Ama bunun sinir sisteminize ve muhtemel ülserinize hiç yararı olmaz, bilesiniz !..

3- SAYIN MİMARLAR ! ŞİMDİ DE BİZ GÜNAH ÇIKARTALIM ..

Çuvaldızı kendimize batırma zamanı geldi sanırım.. Hizmet verdiğimiz kişilerin ve paramızı ödeyenlerin bilinçli olmasını isterken acaba biz işimize yeterli bilinçle yaklaşıyor muyuz ?.. Gelin bir sorgulayalım.. :

    1. Mezun olur olmaz biraz çevrenin biraz ailesinin etkisi ile heyecanlanıp büro açmaya kalkan ve her hatasının bedelini işverene, bir başka deyişle ülke ekonomisine ödetip deneyim kazanmaya kalkan kaç meslektaşımız var sizce ?..

 

    1. Bazı işlere, benim olsun da ne olursa olsun diye tarifenin yarısının altında fiyat verdiğimiz hiç olmuyor mu ?
    1. Böylece hem kendimizi maliyeye karşı çözümsüz sorunlara sokup, hem de bu işi hakkı ile becerebilecek kişilerin önünü haksız rekabetle tıkadığımızın farkında mıyız ?..

 

    1. Mezun olduktan sonra odaya kayıtlı isek ve aidatı ödüyorsak mecburen gelen “Mimarlık”  dergisi dışında kaç yerli ve yabancı dergiyi ve bir yıl içinde kaç mesleki kitabı okumakla kendimizi sorumlu tutuyoruz ? Satın almak şart değil ! . Niyetimiz varsa emaneten arkadaşımızdan veya bir kitaplıktan temin edebiliriz halbuki..
    1. Mesleki fuarları, turistik bir yaklaşımla broşür toplamak dışında, yeni malzemeleri teknik özellikleri ile tanımak, seminerlere katılmak ve yaşadığımız uygulama sorunlarını imalatçıya bire bir iletmek için fırsat olarak kullanabiliyor

      muyuz ?..

    1. Daha önce deneyimimiz olmayan bir konuda üstlendiğimiz bir proje için, şöyle bir “dergi seyretmek !” dışında araştırma yapmak zahmetine katlanıyor muyuz ? Yoksa, “benim sezgilerim ve okuldan kaptığım kulaktan dolma bilgilerim her derde devadır” deyip, “Ya Allah !” nidası ile sorunların ortasına “Kamikaze” dalışı mı yapıyoruz ?..

 

    1. Meslek odalarında görev aldı isek, tek eylemin “yönetmelik düzeltmek” ve “kaçak yapı ihbar etmek” ve “tuğla standartları” olduğunu sanıp bir iki söyleşi dışında meslek eğitimi için kılımızı kıpırdatmamayı tercih etmiyor muyuz ?
    1. Kullanıcıların fonksiyonel gereksinimlerini, sosyal yapılarını ve dünya görüşlerini açığa çıkaran, projemizin temel yönünü belirliyecek yazılı ve sözlü araştırmalara vakit ayırabiliyor muyuz ?.. Yoksa orta oyunundaki meddah gibi, “mimar sahneye gelir, ne söyleyeceğini bilir !” üslubu ile, kişisel kanaatimizi  “monolog” biçiminde topluma benimsettirmeye mi çalışıyoruz ?..

 

    1. Yukarıdaki gibi, bizi hedef kitlemizle    buluşturacak

yazılı ve sözlü araştırmaların (anketlerin,    sosyal  incelemelerin, ikili ve toplu görüşmelerin) nasıl yapılacağını ve nasıl yorumlanacağını biliyor ve okullarımızda enine boyuna öğretebiliyor muyuz ?..

    1. Mimarlık adına bir “söylemimiz” bir “tavrımız” olmasına çalışmak yerine moda bir   eğilimin kötü bir takipçisi olma kolaylığında uygulamalar mı

      yapmaktayız ?..

Mesleki olgunluğun uzun sürecine katlanamayıp, bir iki proje ardından ilk ekonomik  sıkıntıyla karşılaştığında mimarlığı bir daha hatırlamamak üzere unutan ve  meslek dışı herhangi bir işi sürdürmeyi tercih eden sistem kurbanları sanırım en az kabahatli olanlarımızdır...

Bütün bunlara  siz de birçok madde eklersiniz eminim. Şimdi tekrar düşünelim.. Bir yandan  “YAPTIRAN” ve “KULLANAN”ların eğitimini ister ve desteklerken ,“YAPAN” lar olarak kendi eğitimimizi ihmal ettiğimizi görmezden gelemeyiz ..

ÖNERİLER..

  1. Eğitimin kurumlarımızın bu “ÜÇLÜ İLİŞKİNİN” farkında olarak alacağı önlemlerle ve gerçek hayata yönelik bilgilendirme ile öncülük yapması beklenir. Eğitimin okul dışında devam ettiği ve pekiştirildiği Dünya örnekleri paralelinde,  kestirme yoldan köşe dönmeyi değil, sabırlı olmayı ve hiç olmazsa usta-çırak ilişkilerini sürdürmeyi önermeleri doğru olur.

 

  1. Meslek Odalarımızın okul içi ve dışı meslek eğitimini “destekleyip”, giderek “denetleyip” toplumdaki saygın yerlerini hak etmeleri gerekir.
  1. “KULLANAN” ların eğitimi bir genel kültür ve Milli Eğitim sorunudur. Elimizden gelen ancak ; temas şansı bulduğumuz kesime bir meslek misyoneri olarak bilgi aktarmak ve ulaşabildiğimiz çevreyi aydınlatmaya çalışmaktır . Doktor ; “neyiniz var ?” sorusuna aldığı cevap yeterli olmadığında, tahlillere ve röntgene başvuruyorsa, hatta bizi ameliyat masasına yatırıyorsa, bizim de mesleki tahlil ve sondaj yöntemleri geliştirmemiz ve toplumun nabzını yakalamamız gerekmektedir ..

 

  1. YAPTIRAN, hukuki işveren kesimi ile    bireysel ilişkilerimizde de aynı şeyler geçerlidir. Ayrıca bu yazının bir kopyasını iş anlaşmasını yaptıktan sonra ! kendilerine okutabilirsiniz.. Önce okutursanız işi kaybedebilirsiniz !.. Fakat hem nalına hem mıhına önerilerle suçu paylaştığımız için sanırım anlayışla karşılanma şansınız yüksektir.. Ayrıca işverenlerimiz hiç şakaya gelmeyecek olan bu konuda kendilerine bu kadarcık takılmayı hoş görüyle

karşılayacak gönül zenginliğine de sahiptirler..

Yine de en önemli gayretin, bu mesleği ; bilimsel bir tutum , ülke çıkarları doğrultusunda öneriler ve insanlık haysiyetine yakışır projeleri ile yürütecek olan MİMARLARA düştüğünü gelin kabul edelim !..

Sayın meslektaşlarım !. Tüm meslekler içinde sadece bizim günah çıkartmak zorunda olduğumuzu düşünmüyorsunuz umarım. Evet bu yazı aynı zamanda bir “öz eleştiridir”. Fakat ülkemizde zaman zaman çarpıcı örneklerini yaşadığımız düşünce kirliliği ve  bilimsel normsuzluğun giderilmesi için  biraz da haddimi aşarak, tüm mesleklere salık verilen bir “örnek !”  olmalıdır diye düşünüyorum ..

Y.Mim Çelik ERENGEZGİN