“SUCUK EVİ” NASIL BİR ŞEYDİR ?..
7 Ocak 2003

“Mac Donald’s” nasıl bir şeydir desem, yedisinden yetmişine tatminkar yanıt alabilecek iken, “sucuk evi”nin yadırgatmasını doğal karşılıyorum.. Bize özgü bir yiyecek ve damak tadını yaşatıp sürdüren dükkanlar zinciri oluşturmak amacı ile konsept projesi yapmam istendiğinde sevinmedim desem yalan olur. Çünkü, dış kaynaklı yiyecek firmalarının derli toplu ve karakteristik çözümlerinin bizim en yaygın lahmacun dükkanlarımızda bile elde edilemediğini üzüntü ile izlemekteydim. Acaba bu kez farklı bir tutum sergilenebilir miydi ?..

Bizden biri olmalıydı. Anadolu kokmalıydı. Uzaktan, yazısı okunmasa bile algılanmalıydı. Yapımı özel teknoloji gerektirmemeliydi. Değişik dükkan boyutlarına kolayca adapte olabilmeliydi. Elverdiğince ekonomik ve süratli bir işçilikle becerilmeliydi. Bugüne kadar yapılanlardan farkını ilk bakışta hissettirmeliydi..

Karadenizlinin mezar taşına yazdırdığı gibi, “Onu yeme dedun, yemeduk, bunu içme dedun, içmeduk.. Ne oldi ?..” Amerikan “fast food” bozuntusu sucuk evleri aldı başını gidiyor.. Gelin biz hiçbir şey olmamış gibi masalımıza devam edelim..

Yıllar önce başka işleri vesilesi ile tanıştığımız işverenle aramızda oluşan saygı ve güven, mimari arayışlarımda beni özgür bırakmıştı..Yani konsept tasarımının hatası da sevabı da bana ait..

Ticari beklentilerini ve hedef kitlelerini bana doğru biçimde aktarmaya çalıştılar. Sucuk-ekmeğin yanında Afyon’un ünlü bal-kaymağı, ekmek kadayıfı, lokumu da satışa sunuluyor.. Müşterinin eski alışkanlığı döner de var. Özel Afyon eti ile hazırlanıyor.. Tüm dağıtım Afyon’dan düzenli olarak ve günlük yapılıyor.. Porsiyonların ufaltılmaması ana firmanın olmazsa olmaz şartı.. Eski alışkanlıkla domatesi ince dilimlemekte ısrar eden tezgahtarın işten çıkarıldığına şahidim !..

Başlangıç olarak, plansız biçimde giriştikleri; İstanbul, Bağdat caddesindeki ilk dükkanda gördükleri olağan dışı rağbet, bu işe ciddi olarak eğilmeleri gerektiğini düşündürmüştü. Beş altı ay içinde İstanbul ve Ankara’da altıya ulaşan dükkan sayısı hesaplarının yanlış olmadığını gösteriyor..

Peki bu arada “konsept” işi nasıl gidiyor dersiniz ?.. Ankara’daki ilk uygulama sırasında, sonradan askeri lojman olduğu anlaşılan apartman sakinlerinin “direnç” hattını aşmak hayli zor oldu. O yüzden saçaklar kuşa döndü, pergola yapılamadı fakat uzaktan bakınca konsepti yakalayan bazı görüntülere ulaşıldı.. Tabii bu arada, nerede ise 50 sayfayı geçen detayların ve ilk işin güçlüğünü aşan çeşitli imalatçıların verdiği cesaretle, “bundan sonraki işi kendi kendimize de yaparız” diyen işletmecinin yeni bir girişimi mimardan habersiz gerçekleşti.. Düşülmesi beklenen klasik hatalardan sonra, isim sahibi firmanın, yani benim esas işverenimin müdahalesi sonucu, bundan sonrakilerin, proje müellifinin müşavirlik hizmetinde yürütülmesi işletmecilere şart koşuldu.. O yüzden, bu arada yenilen golleri saymıyorum..

Emprenye edilmiş ve cila boya gerektirmeyen ahşaplar, daha önce Kuzine lokantasında olduğu gibi, Adana’dan ebatlanmış olarak geldi. Döşeme kaplamalarında, sandalye ve masa tasarımında, bilinen malzemeler arasında seçici davranılarak ekonomi sağlanmaya çalışıldı. İlerde bunların da özel yapımlara dönüşmesi sağlanacaktır sanırım. Saçaktaki aydınlatma elemanı, tabela ve yazı kaligrafisi, simgesel elemanlar olarak kabul edildi.. Görünüşlerdeki, ışık globuna giydirilmiş  kepin de bizim klasik beş köşeli köylü şapkasına dönüştürülmesi kararlaştırıldı. Zaman içinde tecrübe kazanacak profesyonel işletmecilerin değerli katkıları ile, hem iç düzen hem de mimari konseptin geliştirilmesi ve yeni başlayan bu zincirin olgunlaşarak uluslararası bir “sucuk evi” imajına dönüşmesi sağlanacaktır ümidindeyim.. Plan ve kesitlere girmeden, bence kendisini anlatmaya yeterli perspektiflerle bir fikir verebileceğini umduğum “SUCUK EVİ” tasarımı, esas amacı ile görsel ilişkisini çoktan yitirmiş olsa da  yeni yiyecek zincirlerine ipuçları vermesi temennisi ile görüşlerinize sunulur..

Y.Mim. Çelik ERENGEZGİN