TASARIM VE BILGISAYARDAN YAPI VE KENTTE BILISIME..

“Bu konu, kiyisindan kösesinden çok kez ele alindi.. Fakat o kadar ilginç yerlerinden tutuldu ki sonunda birisinin elinde kalacak diye düsünmeye basladim.. Bilgisayarin “marifetini !” ya da tasarimin “faziletini !” öne çikaran bir çok yazi yazildi.. Yazildi da, sanki bir seyler eksik kaldi !..

Satir aralarinda bazi bosluklar oldugu kusku götürmez.. Çünkü hala bir çok mimar ve meslegi tasarimla bütünlesen bir çok kisi “bilgisayarli tasarimi” tasarimdan saymiyor !.. Onlara göre paftalar; kursun kalem izleri ve mürekkep lekeleri ile daha gerçeksi, daha doyurucu ?!.. Üstelik nostaljik duygularimizi besliyor..

Hala, her kademeden bir çok ögretim görevlisi, bilgisayarin ne ise yaradigi konusunda kusku duyuyor ve bu kuskulari üzücüdür ki ögrencilerine tasiyor..”

Bes yil önce, “Bilim ve Teknik” dergisinde ve daha sonra birçok mimarlik dergisinde yayinlanan hayli uzunca “Tasarim ve Bilgisayar” baslikli makalem yukaridaki satirlarla basliyordu. Bes yil uzun bir süre sayilmasa da, anlayisin ancak bir arpa boyu ilerlemis görüntüsü bence hayli düsündürücü..

Bilgisayar Destekli Tasarim anlamina gelen ( Computer Aided Design ) CAD sözcügü, her ne kadar “tasarimin” desteklenmesinden bahsediyorsa da biz bu destegi hala, tasarimcinin yaninda bir "elektronik teknik ressam" olarak, yani “çizimin” desteklenmesi biçiminde algilamakta israr ediyoruz.

Sadece biz mi ? Tasarim gereksinmeleri yönünden zorlandiginizda ve programin yurt disindaki üreticilerine soru yönelttiginizde görüyorsunuz ki, tasarim adina özel talepleriniz dünya genelinde % 5 ler mertebesinde.. Yani özetle diyorlar ki ; "isteginiz, herkesin istegi olsa elbette programa eklerdik !.." Ya da, "sizin söyledikleriniz bazi programlarda var ama onlar da on misli fiyatla satiliyor.."

“Peki o zaman sen de para biriktir, onlardan edinmeye bak !” diyeceksiniz.. Belki bu olasi ama, kisisel bir çözüm.. Yani CAD olayinin temelinde yatan sikintiyi gidermiyor.. “Zihinsel” üretime yönelik en önemli yararini es geçip “fiziksel” marifetlerini abartmakta olma sorununu çözmüs olmuyoruz..

CAD de iki ve üç boyutlu çizim becerisi, isin teknik tarafidir. Yani bilgisayar olanaklarinin ancak yüzde onu diyebilecegimiz bölümü !. Bir baska deyisle, eski teknik ressamlik becerisinin elektronik ortamdaki kusursuz ifadesidir.. Programlarin tanitiminda üzerinde en çok yaygara kopartilan da ne yazik ki isin bu yönü..

Buna bile hala nostaljik takintilarla dudak bükülüyorsa, bence esas marifetin sergilendigi, bilgisayarin “tasarim yardimcisi” olma becerisini anlatmak ve birilerini ikna edebilmek hala hayli zor demektir. Ama bence denemege degecektir..

Bu konuda ülkemin insanlarini suçlamanin fazla bir anlami yok. Çünkü anlasilacagi gibi konu, çözüm bekleyen evrensel bir sorun.. Yazinin kapsaminda ele alacagimiz “Yapi ve Kentte Bilisim” toplantisinin içerigini açarken, “iste biz hep böyleyiz !” benzeri klasik kompleks tuzaklarina düsmemek için, yukaridaki gibi bazi sorunlarin henüz dünyada da çözülememis oldugunu hatirlatmakta fayda umdum..

O yüzden, 13 Aralikta Ankara’da düzenlenen bilisim sempozyumunda, bu sektörde bilgisayar kullaniminin “ne düzeyde ?” oldugu masaya yatirilirken yerli kullanicimiza “tasarim islevleri” açisindan fazla yüklenmemek gerekiyor..

CAD-CAM iliskisi dedigimiz, tasarimdan yola çikip üretime ulasan yolda ise kendimize batirabilecegimiz hayli igne bulunacagi kuskusuz. Hele hele, tüm bu elektronik islemlerin, “internet” denilen “seffaf bilisim” ortamina yansimasi konusunda “eller aya biz yaya” tekerlemesi, halimizi tasvire pek uygun düsmektedir..

Bu pencereden bakinca, belki de konuya söyle bir baslik atmak daha gerçekçi olacak: “Tasarim yapan bir bilgisayarin, yapi ve kentte basina gelenler.. 32 kisim tekmili birden !”..

BİR KAÇ TANIM

“Tasarim yapmak” : bir seyin biçimini zihinde kurgulamaktir. Zihinde baslayan bu islemin iki ana evresi vardir.
1- Zihinsel seviyede yani “mikrokozmosta” olusumu
2- Dis dünyaya yani “makrokozmosa” yansimasi

“Zihinsel seviyede olusum”, ayri bir inceleme konusu olacak boyuttadir. “Yansima biçimleri” ne gelince, adeta tüm biçimleri kapsayan yeni bir sözcügümüz var artik: “Medya”.. : Arada bulunan, bilgi ve haber tasiyan, kendisi olmayip aracilik ederek yansitan demektir. Bu kelime, henüz Tük Dil Kurumu sözlügünde bile yerini bulamamis ama gündelik hayatimiza bir güzel yerlesmistir. Medyatik ortami ; bir olayin, kagitta, ekranda veya perdede ; sesli, sözlü, yazili ve çizili biçimde yansitildigi ortam olarak kabul edebiliriz..

Bu yansima; bilgilenme ve bilgiyi haber verme amaçlidir. Yansima sözcügünün açinimi, bilgisayarin marifetlerine ne kadar ihtiyacimiz oldugunu anlamamiza yeterli olacaktir.. Tasarim bir bilgi ürünü ve bu bilginin disa vurulmasi bir amaç ise, bilgisayar, tüm olanaklari ile emrimizdedir. Bu noktada sadece elimizdeki mesleki yazilim degil, onun çiktilarini destekleyen tüm yazilimlar ve olanaklar kuyruga girmis bizi beklemektedir. Görsellestirmeyi bir ressam özgürlügüne, animasyonu bir rejisörün sahne kapsamina, seslendirmeyi bir müzisyenin konser salonuna tasiyabiliriz. Baskilarimizi da bir matbaanin kalitesine ve çogaltma gücüne..

Yaptigimiz zihinsel bir spor bile olsa, üretime yöneldigi andan itibaren dogaldir ki tüm disa vurum araç ve gereçlerinin kullanilmasi gündeme gelecektir.. Iste burada, medyatik ortam tüm olanaklari ile hizmetimizdedir. Bir düsüncenin islenmesi, gelistirilmesi ve yansitilmasi için bilgisayar araciligi ile yapamayacagimiz sey nerede ise kalmamistir.

Burada teknolojik zenginlik, müthis olanaklarin yaninda, üretim kolayliginin getirdigi materyal kalabaligi tehlikesini de içermektedir maalesef.. “Yeteri kadar” deyiminin kisisel tanimlardan kurtarilmasi gerek gibi geliyor. Bunu yaparken de, bilgisayarin açtigi tasarim özgürlügü yolunda kendimizi kisitlamaya kalkismanin kaçinilmaz çeliskisine düsmek, kaderimiz olsa gerek.. Bu konuda asiri dayatma, demokratik düsüncenin açtigi özgürlük yolunu yine demokrasi adina tikamaya çalisan siyasal manevralari andiracaktir.

Belki de en dogrusu, o hizmetin yürümesi için minumum düzeyde gerekli olan evrakin tarifini dogru yapmak ve ondan sonrasini, fikri üretimi yapanin takdirine birakmaktir.. Bu serbestlik bence karmasa dogurmayacak, zaman içinde kazanacagi zenginlik ile kendi standartlarini gelistirecek ve “yeteri kadar” tarifine yeni çerçeveler çizecektir.

“Kitlesel iletisim araçlari” ( Mass media ) kökünden türeyen, bizde de daha çok “basin-yayin toplulugu” anlaminda kullanilan “Medya” sözcügü, tüm düsünsel ya da gerçek olaylarin yansitildigi ortami anlatmaktadir. Artik günümüzde “dis dünyaya yansimak = medyatik olanaklari kullanmak” demektir.. Tasarimin amaci, zihin disina yansimak ise, hem düsündügümüzü dogru anlatmak hem de gerçek dünyadaki görsel ve fiziksel sonuçlarini irdeleyip tasarima olgunlasma firsati vermek için bilgisayar, artik bir vazgeçilmezdir..

Medyatikligi, sadece “popüler olmak” yani sik sik ekrana çikmak olarak algilayan bir toplumun, “internet”i de telefonun klavyelisi olarak yorumlamasina sasmamali.. Bir diger örnek de, eski telgraf haberlesmesinin yerini alan, cep telefonu ile mesajlasma çilginligidir. Ezcümle, çagdas bilisim araçlarini bireysel ihtiyaçlarimizin tatmini için kullanmaya çok hevesli ve marifetli görünmemize ragmen, “toplumsal katki, saglikli üretim ve yararli kullanim” konularinda çok istekli ve becerikli oldugumuz söylenemez.

O yüzden, mimarlari, mühendisleri, sehir plancilarini “medyatik” olmaya davet ederken, “haydi artik sizlere de artist olma imkani tanindi. Dizi ve sahne çalismalarinizi bekliyoruz !” demek istemiyorum..

ANLATIM YOLLARI VE GÜNCEL ISTEKLER

Üç boyutlu insa ya da imal edilecek bir tasarimin kagit düzlemindeki geleneksel anlatimi; çesitli ölçeklerde plan, kesit, görünüsler ve perspektiflerle yapilir. Bu yöntemler doyurucu gelmedigi zaman makete basvurulur. Her bir asamanin, geleneksel metotlardan kaynaklanan bir “süresi” vardir. Ve bu “süre” uzadikça varilan ara sonuçlar “vazgeçilmez !” olmaya baslar.. Yani eldeki çözüm, mecburen uygulamaya konur..

Bu arada tasarimci çok da “benimsemedigi !” bir sonucu “begenmeye ve begendirmeye !” zorlar kendini.. Çünkü örnegin sekiz katli bir binada balkonlari biraz degistirmeye kalkmak ; bütün paftalarin ilgili bölümünün kazinip yeniden çizilmesi, bu arada kagitlarin yirtilma stresine katlanilmasi, arti, dört bes günden az olmayan bir süreye mal olacaktir. O yüzden mimar kendini de isvereni de ikna etmeyi daha kolay bir yol olarak görebilecektir. Çünkü vakit daralmakta, müteahhit elinde kazma hafriyata baslamak veya usta elinde mala ise devam edebilmek için beklemektedir. Bu bekleyis çogu zaman tek tarafli sona erer ve birileri bildigini okur... Bu gibi yaklasimlar çogaldiginda, o birileri giderek tüm tasarimin da canina okur !..

Proje ve yatirim sürelerinde ibre gittikçe yatirim yönüne kaymaktadir. Bu sürecin adaletsiz bölüsülmesinden ne kadar yakinsak da, modern çagin is dinamigi adeta saati ters dönmeye zorlamaktadir. Bir yerde kendi kuyusunu kazmak tehlikesini tasiyan “yapmak !”, ne pahasina olursa olsun “hemen yapmak !” güncel bir talep ve ayni zamanda bir ihtiyaç olmustur artik.. Bu gidis ya tümden protesto edilip mevcut isler reddedilir, ya da bu çilgin tempoya ragmen hizmete olanak veren araç ve gereçler devreye sokulur.. Bizim de içinde yasadigimiz bu dünyaya katkida bulunmaya, çözüm üretmeye gayret edilir !...

Bilgisayarin rakipsiz oldugu “animasyon” olanagindan henüz bahsetmiyorum. Bu sahada geleneksel bir karsilik bulma sansimiz zaten yoktur.. Bu olanagin, maket problemine daha üst seviyede bir çözüm getirebilecegi, insan gözü ile tüm dis ve iç mekanlarin algilanma ve denetlenme sansina sahip olacagi kolayca anlasilir. Sanal ortamda, gerçege en yakin izlenimlerin alinabilecegi programlar gündemdedir ve kullanilmaktadir.. Tasarimlarimizi artik yerinde ve bire bir insa ediyormus gibi yapabilmek mümkündür. Hatira kalsin diye, bazen eski aliskanliklara saygidan, bazen de zorunluluktan maket mi yapmak istiyorsunuz ?.. Zaman da sizin, para da. “Gerekiyorsa !” dogaldir ki harcayacaksiniz..

Bu arada unutmamak gerekir ki artan kapasitenizi dolduracak isleri “bilgisayar” bulacak degildir. Bunu yine siz becereceksiniz. Fakat teknik desteginizin, sizin ve müsteriniz tarafindan bilinmesi, tahmin edersiniz ki sansinizi arttiracaktir. Bagdat demiryolunun yapilmakta oldugu yillarda, deve ile “iki ay” süren yolun “iki gün”e inecegi anlatiliyormus. Kervanci basi hemen sunu sormus; “Peki geri kalan 58 günde ne
yapacagiz ?..” Bence daha iyi tasarimlarin temel ihtiyaci olan daha çok düsünmeye böylece daha çok zamanimiz kalacaktir..


KALEMLER ÇÖPE MI ATILMAK ZORUNDA ?..

Iste en can alici soru bu.. Saniliyor ki artik kalem kullanmak yasak !.. Bir mimarin, pratik yararlar göz önüne alindiginda, bilgisayarin simdilik ulasamayacagi yerlerde derdini anlatabilmesi için cetvel kalem kullanarak düsüncesini aktarmayi bilmesi tabii ki gereklidir. Ben bunun yararini gördüm ve görmekteyim.. Ayrica bir projenin gelisimi sirasinda aldigim “bilgisayar çiktilari” üzerinde, yüzlerce düzeltmeyi “kalemle” yapip bilgisayara aktardigimi, “kalemle” yaptigim bir eskizi de “bilgisayar ortaminda” gerçek üç boyutlu model haline getirdigimi biliyorum.. Bu bir alis-veris sürecidir. Birbirlerini reddetmezler aksine desteklerler..

Ama artik sunu görmenin zamani gelmistir. Bu “kalem becerisi” ; üniversitelerimizde bu gün oldugu gibi
“temel bilgi” degil “yardimci bir ifade bilgisi” olarak verilmek zorundadir. Bu yer degisimini gönül rizasi ile yapmali, gençlerin yarinlara çok daha donanimli hazirlanmalarina yardimci olmaliyiz.

Egitimimizi “bilgisayar köstekli degil , bilgisayar destekli” hale getirmeliyiz !.. Projenin bilgisayar ile çizilmeye kalkilmasi hala bazi okullardaki gibi “azarlanma” konusu olmamali, gerçekten “desteklenmelidir”..

Bu kisir döngüden kurtulmak çok mu güç ?.. Programci firmalar, egitim amaçli oldugunda programlarini bedava vermeye ve egitim ile desteklemeye çoktan hazirlar. Mimarlik fakültelerinin bulundugu kentlerde, konuya sahip çikan, önce kendisi bu ihtiyaca inanmis birisinin anlatabilmesi halinde, o yörenin is adamlari 40-50 bilgisayari kolaylikla temin eder, egitim kurumuna bagislayabilirler. En azindan ellerindeki kullanilmayan bilgisayarlarla bile baslangiç yapilabilir. Ve nihayet, bu isin çilesini yillardir çeken bizim gibiler çagrildiginda memnuniyetle gelirler ve tasarim-bilgisayar iliskisi, biraz da felsefesi ya da üretilmis örnekler üzerinde tüm bildiklerini sevinçle aktarirlar.. Ne karsiliginda mi ? Sadece bir öglen yemegi ismarlamaniz yeter. Benden söylemesi..

Siz bu isi zaten biliyor musunuz ? O zaman “kim bu hariçten gazel okuyan” deyip bosuna sinirlenmeyiniz.. Bence “bildiginizi okuyunuz !..” Akademisyen olmamayi, teorisyen olmayi engelleyen en önemli günah sayan güzel ülkemizde isler simdilik böyle yürüyor..

Sevgili arkadaslarim !, sevgili hocalarim!. Ögrenciligi dahil 38 yildir bu meslegin kokusu ile ömrünü geçirmis bir kardesiniz olarak, ülkemizde hala bilgisayarla proje yapmamis bir çok kisi ve bilgisayarla çizilmis projeye süpheyle bakan bürokratlar oldugunu biliyorum. Ama bilmedigimiz bir konudan çekinip o konuyu “yok” saymanin yanlis olacagini siz daha iyi takdir edersiniz. Üstelik tarih kadar eski olduguna inandigim bir atasözü vardir; “ögrenmenin yasi yoktur !..”

Birçok meslektasimi yüreklendirecegini bildigim için 17 sene önce yani 40 yasinda bu ise basladigimi söylemek isterim. Neden daha önce degil diyeceksiniz !. Bu programlar ülkemize henüz gelmisti de ondan.. O günlerde soru soracak insani bulmakta zorlandigimizi animsadikça simdi baslayacaklarin sansini kiskaniyorum dogrusu..

Gelin çocuklarimizin önünü açalim. Bilgisayar onlarin yeteneklerini köreltmez korkmayin !.. Aksine önlerinde sonsuz seçenekli bir “olgunlasma ufku” açilir.. Teorik bilgilerinizi, mimarlik felsefenizi bu saglam temel üzerinde çok daha kolay islersiniz. Çünkü eskiden zamaninin % 90 ini kagit rulolari arasinda geçiren, uykusuz gözlerle ders dinleyen çocuklar, size dikkatlerini daha çok ayirabileceklerdir. Çizim paftalarini “amaç” haline getirmeyin ne olur !..Onlar sadece bir gün kaybolacak olan "araç"lardir.. “Amaç” sadece
“MIMARLIK !” tir..

DIJITAL ÜLKE, SANAL KENT..

“Yahu, lafi yapi ve kentte bilisime getirecekken, yok okullar, yok mimarlik deyip sözü yine meslegine bagladin !” diyeceksiniz. Peki hemen bir soru sorayim: Yapinin projesini elektronik bilisim ortaminda üretmeyi dogru dürüst ögrenemedi isek, hangi kentten, hangi devletten bahsedecegiz bilisim adina ?.. Sadece nüfus ve tapu kayitlarinin bilgisayara aktarilmasi, seçim sonuçlarinin bir saatte alinabilmesi mi olacak marifetimiz. Ya da artik çok düzenli tutulabilen muhasebe kayitlari ile mi ögünecegiz yalnizca ?..

Evet yapi stogumuzun nitelik, nicelik analizi ve çetelesinin tutulmasi önemlidir. Ama daha önemlisi, tüm bu yapilarin ortalama 20-30 yil sonra yerlerini yenilerine birakacagini bilmektir. O yüzden, esas enerjimizi yeni tasarimlarin hayat bulma sürecini olumlu yönde etkileyebilmek ve desteklemek için kullanmaliyiz..

Dijital ya da sanal kent denilen, iki ve üç boyutlu iletisim aginin basari ile uygulandigi birçok ülke ve kent vardir artik. Amerika ve Kanada’da bir çok kentin yaninda, Amsterdam, Helsinki ve Kyoto örnekleri de hayli basarilidir. Buralarda kentliler kendi aralarinda çok kolay yollardan sosyal ve idari iliskiler kurabilmekteler. Turistler nerede ise rehbersiz kenti dolasacak olanaklara kavusmaktalar. Hala merakli oldugumuz minyatür kentler örnegindeki, iki adimda koca bir caddeyi geçebilme becerisine, dijital kent modelinde adeta sihirli bir yöntemle sahip olmaktayiz. Iki dakikada kenti kusbakisi dolasip, seçtigimiz caddede alisveris bile yapabilmekteyiz. Üstelik o sirada halkla canli baglantilar kurabilmekte yani sanallikla gerçekligi iyice birbirine karistirabilmekteyiz !..

Hepsi çok güzel. Bu sanal gerçekligin mimar ve mühendise sunulmasi, inaniyorum ki o kent adina daha basarili tasarlanmis ve kurgulanmis yapilarin ortaya çikmasini destekleyecektir.

Ama sizin de katilacaginiz gibi hepsinden öncelikli olan, okullarimizda bu egitimin önceden ve yeterince verilmis olmasidir. Çünkü ancak o zaman, tüm bu olanaklar yeterince degerlenecektir. Yoksa, kendi kentlerimizde turist olabilmenin eglencesi ve sosyal iliskilerdeki patlamalar disinda, mimarlik, sehircilik ve yeni yapi teknikleri adina çagin bizden bekledigi gelisimi gösterme sansini bir türlü yakalayamayacagiz..

BILGISAYARIN TASARIM SÜRECINE ETKISI ..

Bilgisayarin esas marifetini gösterebilecegi alana, Bilgisayarla Tasarimin gizemli dünyasina bir pencere daha açalim ve yukarida tartistiklarimizi tekrar gözden geçirelim..

Tasarim zihinde olusur dedik !. Tamam.. Fakat bilinir ki, kalem araciligi ile çizgiye dönüsmeyen tasarimin gelisme ve olgunlasma sansi nerede ise yoktur. Kagida yansimiyorsa “hayal” olarak kalir. Iste bu kagida yansima islemini “ekrana yansima” olarak düsündügümüz anda bilgisayar devrede demektir. Üstelik ne olanaklarla ?.. Gelin bir göz atalim ..

Kagit ve kalem ortami; düsünsel görüntüyü aksettirmek için bir “ustalik” ve buna bagli bir “süre” gerektirir. Pratik olarak bu yansitilma süresi, bilgisayarda en az
“yariya”, el becerisi ustalik gereksinimi de bence en az “dörtte bire” iner. Tasarimin üç boyutlu hale getirilmesi için gereken süreler ise “onda bir” mertebesindedir artik..

Kagitta çizmekten zevk aldigimiz bir eskizi “scanner – tarayici” ile bilgisayara aktarabilir ya da program elveriyorsa dogrudan program içinde serbest el çizim yapabilir, ekranda özel kalemiyle ya da çiktilar üzerinde bildigimiz kalemle oynayabiliriz. Bu bir gidis-gelis, olgunlasma sürecidir.. Ne zaman ki düsünceler üç boyutlu olmaya baslar, iste o zaman Bilgisayarli Tasarim yani BT de teknik marifetini ortaya koymaya baslar.. Hiçbir kalem ve kagit becerisi, üç boyutlu bilgisayar çiktisi ile sürat yönünden karsilastirilamaz. Bilgi yogunlugu arttikça “bire on” farktan “bire bin” farka kadar oranlama yapmaniz mümkündür. Bu oranlamada hiçbir abartma olmadigini gerçek bilgisayar destekli tasarim yapanlar bilir.

Bilgisayarin ve programlarin gelecegi; düsüncemizi, yine düsünce komutlari ile eszamanli olarak üç boyutlu hale getirecek olanaklari gündeme getiriyor.. Yani günün birinde düsüncenizin sonucunu düsünce sürati ile görebileceksiniz... Simdi “akla gelenin hemen basa geldigi", böylece sonuçlari irdelenip hemen degisime ugratilabilen bir tasarimin olgunlasma olanagini düsünün. Bunu, ilk adam gibi perspektifi 15 gün sonra beliren ve bir üç gün daha harcanarak kagida aktarilabilen klasik yöntemle karsilastirabilir misiniz ?..

Bilgisayar, dogrudan tasarim sürecini ve kalitesini etkilemektedir. Kisisel mesleki gelisiminizin BT araciligi ile çok daha kisa sürede kazanilacagi apaçik ortadadir..

Bilgisayar olanaklarin zihinsel faaliyetimize katkisini deneyimlediginiz zaman sunu fark edeceksiniz : ZIHNINIZ ARTIK, BILGISAYARIN OLANAKLARINI DA KENDISINE KATARAK DÜSÜNEBILMEYE
BASLAMISTIR !.
Yani önünüzde yeni ufuklar açilmistir artik..

Eski yöntemlerde ; “herhalde söyle bir sey olurdu !” diyerek sezgilerinize terk ettiginiz sonuçlari, sanal ortamda kurgulamak ve gözden geçirmek artik olasidir... Bilgisayar adeta sizin biyonik bir uzantiniz, bilgi platformunuzdur.. Dogal güçlerinize ek “sanal enerji deposudur !”...

“Bilgisayar yaraticiligi desteklemez, engeller !” diyen saygideger dostlarimizin bizi inandirabilmeleri gittikçe zorlasiyor.. Dogrusu; kisir bir çekismeyi sürdürmek yerine, bir an önce bu safta bulusmayi tercih etmeliyiz. Çünkü çocuklarimizin bir an önce bu olanaklara kavusabilmesi için güç birligi yapmamiz gerekiyor..

Sirça kösklerinde mutlu bir yasam sürüp, herkesi
“pasta yiyor !” zanneden bazi kisilere gelince.. Onlar; “Türkiye’nin böyle bir sorunu yoktur, artik bütün mimarlar ve mimarlik egitimi veren okullar, bilgisayari aynen böyle kullaniyor zaten..”
saniyorlar !.. Mimarlik egitimi veren 30'u askin Üniversite içinden kura ile seçecekleri rast gele 7 tanesi ile temasa geçmelerini, kaç bilgisayarla kaç kisinin böyle bir egitim alabildigini arastirmalarini rica ederim.

e-DEVLET

“e” nin türlü kullanim biçimleri var. Örnegin;
“eee devlet ?”, nerde kaldi su devlet anlamina gelebilir. “e-e devlet !” uyusun da büyüsün devlet’i çagristirabilir.
Bizimki ise yazilisi en kisa olan ve en tasarruflu devlet anlamini içeren ; “e-devlet”

Devlet bu isi becerebildiginde, belediyeler haydi haydi becermis olacaktir diyorum. Çünkü bu isin ilk basamagi, ülke genelinde kamusal istihdamin azaltilmasini göze almaktir. Yeni is sahalarinin açilabilmesidir. Yani “Hadi artik e-devlet olalim” demekle bu isin becerilemeyecegi, hayat standardimiza ve milli gelirimize tamamen endeksli oldugunu anlatmaya çalisiyorum.

Devletin küçülmesi temennileri, içtenlikle dile getiriliyorsa, yani birileri bizi aslinda uyutmak istemiyorsa bunun yolunun “e-devlet” den geçecegini söylemek kahinlik olmaz..

“Önce küçülüp mü güçlenmeli, yoksa önce güçlenip sonra mi küçülmeli ?” tartismasi, tavuk-yumurta paradoksunu andirsa da, devletin küçülmesi sonucu, güçsüzlesecegini sananlara da hazir bir kehanetim var. Eger devletimizi ve yerel yönetimleri e-devlet ve e-kent kapsamina uygun ölçekte yeniden yapilandirabilirsek, gerçekten güçlü bir devlet ve onun uzantisi olan kentlere kavusacagimiz muhakkaktir.. Çünkü artik ;

1-Karar vermekle yapmak arasindaki engeller tanimlanabilmis ve en aza indirilebilmistir.

2-Dolayisi ile, yapilan islerin denetimi kolaylasmistir.

3-Bu denetim, bilgisayar agi ve internet destegi ile seffaflastiginda halkin katilimi ile daha da etkinlesmektedir.

4-Merkezi ve yerel yönetimler, yaptirimlarin ve yatirimlarin sonuçlarini artik izleyebilmektedir.

5-Görevli sayisinin azalmasi, yeterli donanim sayesinde yönetimde zaafiyet degil tersine konuya teknik bir hakimiyet dogurmustur...

Mimarca bunca laftan sonra son söyleyeceklerim bunlar mi olmali sizce ? Hayir !..

Kopenhag zirvesine kilitlenen kamuoyumuza benim de söyleyecegim bir çift sözüm var; bilgisayarin zihinsel “tasarim gücünü”, bir baska deyisle duygusal etkinligimizi arttiran marifetini ve yönetimi güçlendiren, isleri kolaylastiran “teknik gücünü” halkin hizmetine sunmak da bence vatandaslarimizin “en temel insan hakkidir”.

Ve bu hakkin teslimi için herhangi bir ülkenin tavsiye kararina ya da üstü örtülü tehdidine ihtiyacimiz olmamalidir.. Yani çözümü disimizda aramamali, Tanrinin herkese esit dagittigina inandigim akli kullanarak kendi içimizde üretmeliyiz.. Belki de hemen burada ise baslamaliyiz. Bu salonda, bu dergide, bu kentte !..