TASARIM VE BİLGİSAYARDAN YAPI VE KENTTE BİLİŞİME..

 9 Aralık 2002

“Bu konu, kıyısından köşesinden çok kez ele alındı.. Fakat o kadar ilginç yerlerinden tutuldu ki sonunda birisinin elinde kalacak diye düşünmeye başladım.. Bilgisayarın “marifetini !” ya da  tasarımın “faziletini !” öne çıkaran  bir çok yazı yazıldı.. Yazıldı da, sanki bir şeyler eksik kaldı !..

Satır aralarında bazı boşluklar olduğu kuşku götürmez.. Çünkü hala bir çok mimar ve mesleği tasarımla bütünleşen bir çok kişi  “bilgisayarlı tasarımı” tasarımdan
saymıyor !.. Onlara göre paftalar; kurşun kalem izleri ve mürekkep lekeleri ile daha gerçeksi, daha doyurucu ?!.. Üstelik nostaljik duygularımızı besliyor..

Hala, her kademeden bir çok öğretim görevlisi, bilgisayarın ne işe yaradığı konusunda kuşku duyuyor ve bu kuşkuları üzücüdür ki öğrencilerine taşıyor..”

Beş yıl önce, “Bilim ve Teknik” dergisinde ve daha sonra birçok mimarlık dergisinde yayınlanan hayli uzunca “Tasarım ve Bilgisayar” başlıklı makalem yukarıdaki satırlarla başlıyordu. Beş yıl uzun bir süre sayılmasa da, anlayışın ancak bir arpa boyu ilerlemiş görüntüsü bence hayli düşündürücü..

Bilgisayar Destekli Tasarım anlamına gelen
( Computer Aided Design ) CAD sözcüğü, her ne kadar “tasarımın” desteklenmesinden bahsediyorsa da biz bu desteği hala, tasarımcının yanında bir "elektronik teknik ressam" olarak, yani “çizimin” desteklenmesi biçiminde algılamakta ısrar ediyoruz.

Sadece biz mi ? Tasarım gereksinmeleri yönünden zorlandığınızda ve programın yurt dışındaki üreticilerine soru yönelttiğinizde görüyorsunuz ki, tasarım adına özel talepleriniz dünya genelinde % 5 ler mertebesinde.. Yani özetle diyorlar ki ;

 "isteğiniz, herkesin isteği olsa elbette programa eklerdik !.." Ya da, "sizin söyledikleriniz bazı programlarda var ama onlar da on misli fiyatla satılıyor.."

“Peki o zaman sen de para biriktir, onlardan edinmeye bak !” diyeceksiniz.. Belki bu olası ama, kişisel bir çözüm.. Yani CAD olayının temelinde yatan sıkıntıyı gidermiyor.. “Zihinsel” üretime yönelik en önemli yararını es geçip “fiziksel” marifetlerini abartmakta olma sorununu çözmüş olmuyoruz..

CAD de iki ve üç boyutlu çizim becerisi, işin teknik tarafıdır. Yani bilgisayar olanaklarının ancak yüzde onu diyebileceğimiz bölümü !. Bir başka deyişle, eski teknik ressamlık becerisinin elektronik ortamdaki kusursuz ifadesidir.. Programların tanıtımında üzerinde en çok yaygara kopartılan da ne yazık ki işin bu yönü..

Buna bile hala nostaljik takıntılarla dudak bükülüyorsa, bence esas marifetin sergilendiği, bilgisayarın “tasarım yardımcısı” olma becerisini anlatmak ve birilerini ikna edebilmek hala hayli zor demektir. Ama bence denemeğe değecektir..

Bu konuda ülkemin insanlarını suçlamanın fazla bir anlamı yok. Çünkü anlaşılacağı gibi konu, çözüm bekleyen evrensel bir sorun.. Yazının kapsamında ele alacağımız “Yapı ve Kentte Bilişim” toplantısının içeriğini açarken, “işte biz hep böyleyiz !” benzeri klasik kompleks tuzaklarına düşmemek için, yukarıdaki gibi bazı sorunların henüz dünyada da çözülememiş olduğunu hatırlatmakta fayda umdum..

O yüzden, 13 Aralıkta Ankara’da düzenlenen bilişim sempozyumunda, bu sektörde bilgisayar kullanımının “ne düzeyde ?” olduğu masaya yatırılırken yerli kullanıcımıza “tasarım işlevleri” açısından fazla yüklenmemek gerekiyor..

CAD-CAM ilişkisi dediğimiz, tasarımdan yola çıkıp üretime ulaşan yolda ise kendimize batırabileceğimiz hayli iğne bulunacağı kuşkusuz. Hele hele, tüm bu elektronik işlemlerin, “internet” denilen “şeffaf bilişim” ortamına yansıması konusunda “eller aya biz yaya” tekerlemesi, halimizi tasvire pek uygun düşmektedir..

Bu pencereden bakınca, belki de konuya şöyle bir başlık atmak daha gerçekçi olacak: “Tasarım yapan bir bilgisayarın, yapı ve kentte başına gelenler.. 32 kısım tekmili birden !”..

BİR KAÇ TANIM..

“Tasarım yapmak” : bir şeyin biçimini zihinde kurgulamaktır. Zihinde başlayan bu işlemin iki ana evresi vardır.

  1. Zihinsel seviyede yani “mikrokozmosta” oluşumu
  2. Dış dünyaya yani “makrokozmosa”

      yansıması

“Zihinsel seviyede oluşum”, ayrı bir inceleme konusu olacak boyuttadır. “Yansıma biçimleri” ne gelince, adeta tüm biçimleri kapsayan yeni bir sözcüğümüz var artık: “Medya”.. : Arada bulunan, bilgi ve haber taşıyan, kendisi olmayıp aracılık ederek yansıtan demektir. Bu kelime, henüz Tük Dil Kurumu sözlüğünde bile yerini bulamamış ama gündelik hayatımıza bir güzel yerleşmiştir. Medyatik ortamı ; bir olayın, kağıtta, ekranda veya perdede ; sesli, sözlü, yazılı ve çizili biçimde yansıtıldığı ortam olarak kabul edebiliriz..

Bu yansıma; bilgilenme ve bilgiyi haber verme amaçlıdır. Yansıma sözcüğünün açınımı, bilgisayarın marifetlerine ne kadar ihtiyacımız olduğunu anlamamıza yeterli olacaktır.. Tasarım bir bilgi ürünü ve bu bilginin dışa vurulması bir amaç ise, bilgisayar,  tüm olanakları ile emrimizdedir. Bu noktada sadece elimizdeki mesleki yazılım değil, onun çıktılarını destekleyen tüm yazılımlar ve olanaklar kuyruğa girmiş bizi beklemektedir. Görselleştirmeyi bir ressam özgürlüğüne, animasyonu bir rejisörün sahne kapsamına, seslendirmeyi bir müzisyenin konser salonuna taşıyabiliriz. Baskılarımızı da bir matbaanın kalitesine ve çoğaltma gücüne..

Yaptığımız zihinsel bir spor bile olsa, üretime yöneldiği andan itibaren doğaldır ki tüm dışa vurum araç ve gereçlerinin kullanılması gündeme gelecektir..  İşte burada, medyatik ortam tüm olanakları ile hizmetimizdedir. Bir düşüncenin işlenmesi, geliştirilmesi ve yansıtılması için bilgisayar aracılığı ile yapamayacağımız şey nerede ise kalmamıştır.

Burada teknolojik zenginlik, müthiş olanakların yanında, üretim kolaylığının getirdiği materyal kalabalığı tehlikesini de içermektedir maalesef.. “Yeteri kadar” deyiminin kişisel tanımlardan kurtarılması gerek gibi geliyor. Bunu yaparken de, bilgisayarın açtığı tasarım özgürlüğü yolunda kendimizi kısıtlamaya kalkışmanın kaçınılmaz çelişkisine düşmek, kaderimiz olsa gerek.. Bu konuda aşırı dayatma, demokratik düşüncenin açtığı özgürlük yolunu yine demokrasi adına tıkamaya çalışan siyasal manevraları andıracaktır.

Belki de en doğrusu, o hizmetin yürümesi için minumum düzeyde gerekli olan evrakın tarifini doğru yapmak ve ondan sonrasını, fikri üretimi yapanın takdirine bırakmaktır.. Bu serbestlik bence karmaşa doğurmayacak, zaman içinde kazanacağı zenginlik ile kendi standartlarını geliştirecek ve “yeteri kadar” tarifine yeni çerçeveler çizecektir.
 
“Kitlesel iletişim araçları” ( Mass media ) kökünden türeyen, bizde de daha çok “basın-yayın topluluğu”  anlamında kullanılan “Medya” sözcüğü, tüm düşünsel ya da gerçek olayların yansıtıldığı ortamı anlatmaktadır. Artık günümüzde “dış dünyaya yansımak = medyatik olanakları kullanmak” demektir.. Tasarımın amacı, zihin dışına yansımak ise, hem düşündüğümüzü doğru anlatmak hem de gerçek dünyadaki görsel ve fiziksel sonuçlarını irdeleyip tasarıma olgunlaşma fırsatı vermek için bilgisayar, artık bir vazgeçilmezdir..

Medyatikliği, sadece “popüler olmak” yani sık sık ekrana çıkmak olarak algılayan bir toplumun, “internet”i de telefonun klavyelisi olarak yorumlamasına şaşmamalı.. Bir diğer örnek de, eski telgraf haberleşmesinin yerini alan, cep telefonu ile mesajlaşma çılgınlığıdır. Ezcümle, çağdaş bilişim araçlarını bireysel ihtiyaçlarımızın tatmini için kullanmaya çok hevesli ve marifetli görünmemize rağmen, “toplumsal katkı, sağlıklı üretim ve yararlı kullanım” konularında çok istekli ve becerikli olduğumuz söylenemez.

O yüzden, mimarları, mühendisleri, şehir plancılarını “medyatik” olmaya davet ederken, “haydi artık sizlere de artist olma imkanı tanındı. Dizi ve sahne çalışmalarınızı bekliyoruz !” demek istemiyorum..

ANLATIM YOLLARI
VE GÜNCEL İSTEKLER

Üç boyutlu inşa ya da imal edilecek bir tasarımın kağıt düzlemindeki geleneksel anlatımı; çeşitli ölçeklerde plan, kesit, görünüşler ve perspektiflerle yapılır. Bu yöntemler doyurucu gelmediği zaman makete başvurulur. Her bir aşamanın, geleneksel metotlardan kaynaklanan bir “süresi” vardır. Ve bu “süre” uzadıkça varılan ara sonuçlar “vazgeçilmez !” olmaya başlar.. Yani eldeki çözüm, mecburen uygulamaya konur..

Bu arada tasarımcı çok da “benimsemediği !” bir sonucu “beğenmeye ve beğendirmeye !” zorlar kendini.. Çünkü örneğin sekiz katlı bir binada balkonları biraz değiştirmeye kalkmak ; bütün paftaların ilgili bölümünün kazınıp yeniden çizilmesi, bu arada  kağıtların yırtılma stresine katlanılması, artı, dört beş günden az olmayan bir süreye mal olacaktır. O yüzden mimar kendini de işvereni de ikna etmeyi daha kolay bir yol olarak görebilecektir. Çünkü vakit daralmakta, müteahhit elinde kazma hafriyata başlamak veya usta elinde mala işe devam edebilmek için beklemektedir. Bu bekleyiş çoğu zaman tek taraflı sona erer ve birileri bildiğini okur... Bu gibi yaklaşımlar çoğaldığında, o birileri giderek tüm tasarımın da canına okur !..

Proje ve yatırım sürelerinde ibre gittikçe yatırım yönüne kaymaktadır. Bu sürecin adaletsiz bölüşülmesinden ne kadar yakınsak da, modern çağın iş dinamiği adeta saati ters dönmeye zorlamaktadır. Bir yerde kendi kuyusunu kazmak tehlikesini taşıyan “yapmak !”, ne pahasına olursa olsun “hemen yapmak !” güncel bir talep ve aynı zamanda bir ihtiyaç olmuştur artık.. Bu gidiş ya tümden protesto edilip mevcut işler reddedilir, ya da bu çılgın tempoya rağmen hizmete olanak veren araç ve gereçler devreye sokulur.. Bizim de içinde yaşadığımız bu dünyaya katkıda bulunmaya, çözüm üretmeye gayret edilir !...

Bilgisayarın rakipsiz olduğu “animasyon” olanağından henüz bahsetmiyorum. Bu sahada geleneksel bir karşılık bulma şansımız zaten yoktur.. Bu olanağın, maket problemine daha üst seviyede bir çözüm getirebileceği, insan gözü ile tüm dış ve iç mekanların algılanma ve denetlenme şansına sahip olacağı kolayca anlaşılır. Sanal ortamda, gerçeğe en yakın izlenimlerin alınabileceği programlar gündemdedir ve kullanılmaktadır.. Tasarımlarımızı artık yerinde ve bire bir inşa ediyormuş gibi yapabilmek mümkündür. Hatıra kalsın diye, bazen eski alışkanlıklara saygıdan, bazen de zorunluluktan maket mi yapmak istiyorsunuz ?.. Zaman da sizin, para da. “Gerekiyorsa !” doğaldır ki harcayacaksınız..

Bu arada unutmamak gerekir ki artan kapasitenizi dolduracak işleri “bilgisayar” bulacak değildir. Bunu yine siz becereceksiniz. Fakat teknik desteğinizin, sizin ve müşteriniz tarafından bilinmesi, tahmin edersiniz ki şansınızı arttıracaktır. Bağdat demiryolunun yapılmakta olduğu yıllarda, deve ile “iki ay” süren yolun “iki gün”e ineceği anlatılıyormuş. Kervancı başı hemen şunu sormuş; “Peki geri kalan 58 günde ne
yapacağız ?..” Bence daha iyi tasarımların temel ihtiyacı olan daha çok düşünmeye böylece daha çok zamanımız kalacaktır..

KALEMLER ÇÖPE Mİ
ATILMAK ZORUNDA ?..

İşte en can alıcı soru bu.. Sanılıyor ki artık kalem kullanmak yasak !.. Bir mimarın, pratik yararlar göz önüne alındığında, bilgisayarın şimdilik ulaşamayacağı yerlerde derdini anlatabilmesi için cetvel kalem kullanarak düşüncesini aktarmayı bilmesi tabii ki gereklidir. Ben bunun yararını gördüm ve görmekteyim.. Ayrıca bir projenin gelişimi sırasında aldığım “bilgisayar çıktıları” üzerinde, yüzlerce düzeltmeyi  “kalemle” yapıp bilgisayara aktardığımı, “kalemle” yaptığım bir eskizi de “bilgisayar ortamında” gerçek üç boyutlu model haline getirdiğimi biliyorum.. Bu bir alış-veriş sürecidir. Birbirlerini reddetmezler aksine desteklerler..

Ama artık şunu görmenin zamanı gelmiştir. Bu “kalem becerisi” ; üniversitelerimizde bu gün olduğu gibi “temel bilgi” değil “yardımcı bir ifade bilgisi” olarak verilmek zorundadır. Bu yer değişimini gönül rızası ile yapmalı, gençlerin yarınlara çok daha donanımlı hazırlanmalarına yardımcı olmalıyız. 

Eğitimimizi “bilgisayar köstekli değil , bilgisayar destekli” hale getirmeliyiz !.. Projenin bilgisayar ile çizilmeye kalkılması hala bazı okullardaki gibi “azarlanma” konusu olmamalı, gerçekten “desteklenmelidir”..

Bu kısır döngüden kurtulmak çok mu güç ?.. Programcı firmalar, eğitim amaçlı olduğunda programlarını bedava vermeye ve eğitim ile desteklemeye çoktan hazırlar. Mimarlık fakültelerinin bulunduğu kentlerde, konuya sahip çıkan, önce kendisi bu ihtiyaca inanmış birisinin anlatabilmesi halinde, o yörenin iş adamları 40-50 bilgisayarı kolaylıkla temin eder, eğitim kurumuna bağışlayabilirler. En azından ellerindeki kullanılmayan bilgisayarlarla bile başlangıç yapılabilir. Ve nihayet, bu işin çilesini yıllardır çeken bizim gibiler çağrıldığında memnuniyetle gelirler ve tasarım-bilgisayar ilişkisi, biraz da felsefesi ya da üretilmiş örnekler üzerinde tüm bildiklerini sevinçle aktarırlar.. Ne karşılığında mı ? Sadece bir öğlen yemeği ısmarlamanız yeter. Benden söylemesi..

Siz bu işi zaten biliyor musunuz ? O zaman “kim bu hariçten gazel okuyan” deyip boşuna sinirlenmeyiniz.. Bence “bildiğinizi okuyunuz !..” Akademisyen olmamayı, teorisyen olmayı engelleyen en önemli günah sayan güzel ülkemizde işler şimdilik böyle yürüyor..

Sevgili arkadaşlarım !, sevgili hocalarım!.  Öğrenciliği dahil 38 yıldır bu mesleğin kokusu ile ömrünü geçirmiş bir kardeşiniz olarak, ülkemizde hala bilgisayarla proje yapmamış bir çok kişi ve bilgisayarla çizilmiş projeye şüpheyle bakan bürokratlar olduğunu biliyorum. Ama bilmediğimiz bir konudan çekinip o konuyu “yok” saymanın yanlış olacağını siz daha iyi takdir edersiniz. Üstelik tarih kadar eski olduğuna inandığım bir atasözü vardır;
“öğrenmenin yaşı yoktur !..”

Birçok meslektaşımı yüreklendireceğini bildiğim için 17 sene önce yani 40 yaşında bu işe başladığımı söylemek isterim. Neden daha önce değil diyeceksiniz !. Bu programlar ülkemize henüz gelmişti de ondan.. O günlerde soru soracak insanı bulmakta zorlandığımızı anımsadıkça şimdi başlayacakların şansını kıskanıyorum doğrusu..

Gelin  çocuklarımızın önünü açalım. Bilgisayar onların yeteneklerini köreltmez korkmayın !.. Aksine önlerinde sonsuz seçenekli bir “olgunlaşma ufku” açılır.. Teorik bilgilerinizi, mimarlık felsefenizi bu sağlam temel üzerinde çok daha kolay işlersiniz. Çünkü eskiden zamanının % 90 ını kağıt  ruloları arasında geçiren, uykusuz gözlerle ders dinleyen çocuklar, size dikkatlerini daha çok ayırabileceklerdir. Çizim paftalarını “amaç” haline getirmeyin ne olur !..Onlar sadece bir gün kaybolacak olan "araç"lardır.. “Amaç” sadece
“MİMARLIK !” tır..

DİJİTAL ÜLKE,
SANAL KENT..

“Yahu, lafı yapı ve kentte bilişime getirecekken, yok okullar, yok mimarlık deyip sözü yine mesleğine bağladın !” diyeceksiniz. Peki hemen bir soru sorayım: Yapının projesini elektronik bilişim ortamında üretmeyi doğru dürüst öğrenemedi isek, hangi kentten, hangi devletten bahsedeceğiz bilişim adına ?.. Sadece nüfus ve tapu kayıtlarının bilgisayara aktarılması, seçim sonuçlarının bir saatte alınabilmesi mi olacak marifetimiz. Ya da artık çok düzenli tutulabilen muhasebe kayıtları ile mi öğüneceğiz yalnızca ?..

Evet yapı stoğumuzun nitelik, nicelik analizi ve çetelesinin tutulması önemlidir. Ama daha önemlisi, tüm bu yapıların ortalama 20-30 yıl sonra yerlerini yenilerine bırakacağını bilmektir. O yüzden, esas enerjimizi yeni tasarımların hayat bulma sürecini olumlu yönde etkileyebilmek ve desteklemek için kullanmalıyız..

Dijital ya da sanal kent denilen, iki ve üç boyutlu iletişim ağının başarı ile uygulandığı birçok ülke ve kent vardır artık. Amerika ve Kanada’da bir çok kentin yanında, Amsterdam, Helsinki ve Kyoto örnekleri de hayli başarılıdır. Buralarda kentliler kendi aralarında çok kolay yollardan sosyal ve idari ilişkiler kurabilmekteler. Turistler nerede ise rehbersiz kenti dolaşacak olanaklara kavuşmaktalar. Hala meraklı olduğumuz minyatür kentler örneğindeki, iki adımda koca bir caddeyi geçebilme becerisine, dijital kent modelinde adeta sihirli bir yöntemle sahip olmaktayız. İki dakikada kenti kuşbakışı dolaşıp, seçtiğimiz caddede alışveriş bile yapabilmekteyiz. Üstelik o sırada halkla canlı bağlantılar kurabilmekte yani sanallıkla gerçekliği iyice birbirine karıştırabilmekteyiz !..

Hepsi çok güzel. Bu sanal gerçekliğin mimar ve mühendise sunulması, inanıyorum ki o kent adına daha başarılı tasarlanmış ve kurgulanmış yapıların ortaya çıkmasını destekleyecektir.

Ama sizin de katılacağınız gibi hepsinden öncelikli olan, okullarımızda bu eğitimin önceden ve yeterince verilmiş olmasıdır. Çünkü ancak o zaman, tüm bu olanaklar yeterince değerlenecektir. Yoksa, kendi kentlerimizde turist olabilmenin eğlencesi ve sosyal ilişkilerdeki patlamalar dışında, mimarlık, şehircilik ve yeni yapı teknikleri adına çağın bizden beklediği gelişimi gösterme şansını bir türlü yakalayamayacağız..

BİLGİSAYARIN TASARIM

SÜRECİNE ETKİSİ ..

Bilgisayarın esas marifetini gösterebileceği alana, Bilgisayarla Tasarımın gizemli dünyasına bir pencere daha açalım ve yukarıda tartıştıklarımızı tekrar gözden geçirelim..

Tasarım zihinde oluşur dedik !. Tamam.. Fakat bilinir ki, kalem aracılığı ile çizgiye dönüşmeyen tasarımın gelişme ve olgunlaşma şansı nerede ise yoktur. Kağıda yansımıyorsa “hayal” olarak kalır. İşte bu kağıda yansıma işlemini “ekrana yansıma” olarak düşündüğümüz anda bilgisayar devrede demektir. Üstelik ne olanaklarla ?.. Gelin bir göz atalım ..

Kağıt ve kalem ortamı; düşünsel görüntüyü aksettirmek için bir “ustalık” ve buna bağlı bir “süre” gerektirir. Pratik olarak bu yansıtılma süresi, bilgisayarda en az
“yarıya”, el becerisi ustalık gereksinimi de bence en az “dörtte bire” iner. Tasarımın üç boyutlu hale getirilmesi için gereken süreler ise “onda bir” mertebesindedir artık..

Kağıtta çizmekten zevk aldığımız bir eskizi “scanner – tarayıcı” ile bilgisayara aktarabilir ya da program elveriyorsa doğrudan program içinde serbest el çizim yapabilir, ekranda özel kalemiyle ya da çıktılar üzerinde bildiğimiz kalemle oynayabiliriz. Bu bir gidiş-geliş, olgunlaşma sürecidir.. Ne zaman ki düşünceler üç boyutlu olmaya başlar, işte o zaman  Bilgisayarlı Tasarım yani BT de teknik marifetini ortaya koymaya başlar.. Hiçbir kalem ve kağıt becerisi, üç boyutlu bilgisayar çıktısı ile sürat yönünden karşılaştırılamaz. Bilgi yoğunluğu arttıkça “bire on” farktan  “bire bin” farka kadar oranlama yapmanız mümkündür. Bu oranlamada hiçbir abartma olmadığını gerçek bilgisayar destekli tasarım yapanlar bilir.

Bilgisayarın ve programların geleceği; düşüncemizi, yine düşünce komutları ile eşzamanlı olarak üç boyutlu hale getirecek olanakları gündeme getiriyor.. Yani günün birinde düşüncenizin sonucunu düşünce sürati ile görebileceksiniz... Şimdi “akla gelenin hemen başa geldiği", böylece sonuçları irdelenip hemen değişime uğratılabilen bir tasarımın olgunlaşma olanağını düşünün. Bunu, ilk adam gibi perspektifi 15 gün sonra beliren ve bir üç gün daha harcanarak kağıda aktarılabilen klasik yöntemle karşılaştırabilir misiniz ?..

Bilgisayar, doğrudan tasarım sürecini ve kalitesini etkilemektedir. Kişisel mesleki gelişiminizin BT aracılığı ile çok daha kısa sürede kazanılacağı apaçık ortadadır..

Bilgisayar olanakların zihinsel faaliyetimize katkısını deneyimlediğiniz zaman şunu fark edeceksiniz : ZİHNİNİZ ARTIK, BİLGİSAYARIN OLANAKLARINI DA KENDİSİNE KATARAK DÜŞÜNEBİLMEYE
BAŞLAMIŞTIR  !. Yani önünüzde yeni  ufuklar açılmıştır artık..

Eski yöntemlerde ; “herhalde şöyle bir şey olurdu !” diyerek sezgilerinize terk ettiğiniz sonuçları, sanal ortamda kurgulamak ve gözden geçirmek artık olasıdır... Bilgisayar adeta sizin biyonik bir uzantınız, bilgi platformunuzdur.. Doğal güçlerinize ek “sanal enerji deposudur !”...

“Bilgisayar yaratıcılığı desteklemez, engeller !” diyen saygıdeğer dostlarımızın bizi inandırabilmeleri gittikçe zorlaşıyor.. Doğrusu; kısır bir çekişmeyi sürdürmek yerine, bir an önce bu safta buluşmayı tercih etmeliyiz. Çünkü çocuklarımızın bir an önce bu olanaklara kavuşabilmesi için güç birliği yapmamız gerekiyor..

Sırça köşklerinde mutlu bir yaşam sürüp, herkesi “pasta yiyor !” zanneden bazı kişilere gelince.. Onlar; “Türkiye’nin böyle bir sorunu yoktur, artık bütün mimarlar ve mimarlık eğitimi veren okullar, bilgisayarı aynen böyle kullanıyor zaten..”
sanıyorlar !.. Mimarlık eğitimi veren 30'u aşkın Üniversite içinden kura ile seçecekleri rast gele 7 tanesi ile temasa geçmelerini, kaç bilgisayarla kaç kişinin böyle bir eğitim alabildiğini araştırmalarını rica ederim.

e-DEVLET

“e” nin türlü kullanım biçimleri var. Örneğin; 
“eee devlet ?”, nerde kaldı şu devlet anlamına gelebilir. “e-e devlet !” uyusun da büyüsün devlet’i çağrıştırabilir. Bizimki ise yazılışı en kısa olan ve en tasarruflu devlet anlamını içeren ; “e-devlet”

Devlet bu işi becerebildiğinde, belediyeler haydi haydi becermiş olacaktır diyorum. Çünkü bu işin ilk basamağı, ülke genelinde kamusal istihdamın azaltılmasını göze almaktır. Yeni iş sahalarının açılabilmesidir. Yani “Hadi artık e-devlet olalım” demekle bu işin becerilemeyeceği, hayat standardımıza ve milli gelirimize tamamen endeksli olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Devletin küçülmesi temennileri, içtenlikle dile getiriliyorsa, yani birileri bizi aslında uyutmak istemiyorsa bunun yolunun “e-devlet” den geçeceğini söylemek kahinlik olmaz..
“Önce küçülüp mü güçlenmeli, yoksa önce güçlenip sonra mı küçülmeli ?” tartışması, tavuk-yumurta paradoksunu andırsa da, devletin küçülmesi sonucu, güçsüzleşeceğini sananlara da hazır bir kehanetim var. Eğer devletimizi ve yerel yönetimleri e-devlet ve e-kent  kapsamına uygun ölçekte yeniden yapılandırabilirsek, gerçekten güçlü bir devlet ve onun uzantısı olan kentlere kavuşacağımız muhakkaktır.. Çünkü artık ;

1-Karar vermekle yapmak arasındaki engeller tanımlanabilmiş ve en aza indirilebilmiştir.
 
2-Dolayısı ile, yapılan işlerin denetimi kolaylaşmıştır.

3-Bu denetim, bilgisayar ağı ve internet desteği ile şeffaflaştığında halkın katılımı ile daha da etkinleşmektedir.

4-Merkezi ve yerel yönetimler, yaptırımların ve yatırımların sonuçlarını artık izleyebilmektedir.

5-Görevli sayısının azalması, yeterli donanım sayesinde yönetimde zaafiyet değil tersine konuya teknik bir hakimiyet doğurmuştur...

Mimarca bunca laftan sonra son söyleyeceklerim bunlar mı olmalı sizce ? Hayır !..

Kopenhag zirvesine kilitlenen kamuoyumuza benim de söyleyeceğim bir çift sözüm  var; bilgisayarın zihinsel “tasarım gücünü”, bir başka deyişle duygusal etkinliğimizi arttıran marifetini ve yönetimi güçlendiren, işleri kolaylaştıran “teknik gücünü” halkın hizmetine sunmak da bence vatandaşlarımızın “en temel insan hakkıdır”.

Ve bu hakkın teslimi için herhangi bir ülkenin tavsiye kararına ya da üstü örtülü tehdidine ihtiyacımız olmamalıdır.. Yani çözümü dışımızda aramamalı, Tanrının herkese eşit dağıttığına inandığım aklı kullanarak kendi içimizde üretmeliyiz.. Belki de hemen burada işe başlamalıyız. Bu salonda, bu dergide, bu kentte !..

Y.Mim.  Çelik ERENGEZGİN